Manisa “Uranyum Cevherine” yönelik Basın Açıklaması

11 Şubat 2014, Salı

Manisa “Uranyum Cevherine” yönelik Basın Açıklaması

Basında bir süredir, Manisa Köprübaşı’nda bulunan, Uranyum Cevher yatağı ile ilgili spekülatif haberler yer almaya başlamıştır. Konuyla ilgili olumsuz haberlere bazı Sivil Toplum Kuruluşlarının yayın organlarında, bireysel Twitter ve sosyal medya hesaplarında sıkça rastlanmaya başlamıştır. Söz konusu yanıltıcı haberler için aşağıda, konunun tarihsel geçmişine ve teknik değerlendirmesine yönelik “bilgilendirme amaçlı” bilimsel açıklama mevcuttur.

1) Öncelikle Manisa Köprübaşı mevkii maden değil, cevher yatağıdır. Maden, işletmeye açılmış cevher yatağına denir. Manisa sahası için tespit edilen rezerv de (maalesef) 10.000 ton değil, 2.800 ton Uranyum kadardır. Bunun yarısı kolay işlenebilir, diğer yarısı ise oldukça teknolojik zorluk gösteren bir özelliktedir. Ülkemizde Uranyum cevheri arama faaliyetleri yeterli seviyede yapılmadığı için ülke rezervleri hakkında kesin bilgi de henüz yoktur.

2) 60’ların sonu 70’lerin başında o zamanki adıyla Atom Enerjisi Komisyonu (şimdiki TAEK) UAEA ile yaptığı “Güneybatı Anadolu Uranyum Araştırmaları ve Çıkarılması” gibi isimli bir proje ile MTA’ya çok önemli teknolojik katkı sağlamış, hem Manisa Köprübaşı ve Taşharman yörelerindeki cevher tespiti tamamlanmış, hem de Köprübaşı’nda bir pilot tesis kurularak Uranyum konsantresi (sarı pasta) üretim denemeleri gerçekleştirilmiştir. Bir başka deyişle Köprübaşı’nda “sarı pasta” deneme mâhiyetinde olsa bile üretilmiştir.

3) Az asit tüketen Köprübaşı cevheri için “yığın liçi” (heap leaching) yöntemi benimsenmiş, sızdırmaz tabakalar üzerine yığılı cevherden geçirilen sülfürik asitli seyreltik çözeltiler Uranyum'u çözmüş ve bir havuzda toplanan Uranyumlu çözelti pilot tesiste solvent ekstraksiyonuna tâbi tutularak safsızlıklardan temizlenmiş ve nihayet Uranyum konsantresi olarak çöktürülmüştür. Atık çözelti de kireçle etkisizleştirilmiş (nötralize edilmiş), Uranyum dışındaki radyoaktif bozunma ürünleri katı hale getirilerek doğal radyoaktif düzeyde doğaya geri gönderilmişlerdir. Dünyada halen işletilen bütün Uranyum madenlerinde de proses atıkları aynı şekilde muamele edilmektedir. (Bkz. MTA yayınları.)

4) İddia sahiplerinin belirttiği gibi tesiste Amerikalılar değil UAEA uzmanları olan Fransızlar (şimdiki Areva’nın Uranyum AR-GE laboratuvarlarından gelen) bir süre UAEA’nın resmi görevlisi olarak çalışmışlardır.

5) Uranyum konsantreleri (sarı pasta-bir kaç yüz kilo civarı) fıçılarda biriktirilmiş, kimseye verilmemiş ve 90’lı yıllarda ÇNAEM’e getirilerek muhafaza altına alınmıştır. Halen aynı yerde ve UAEA’nın (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) güvenli saklama (safeguard) denetimi altındadır.

6) Eline ölçüm cihazı alarak ben şu kadar “mikrosievert ölçtüm!” demek bu konuya olan uzaklığı belgelemektedir. Bilimsel olarak bu ölçümler (doz hızı) Mikrosievert/saat olarak yapılır. Sözü edilen Uranyum cevheri tabii ki doğal ortamdan yüksek değer verecektir. Bizim Köprübaşı Uranyum cevheri içindeki Uranyum tenörü en fazla ortalama % 0,08-0,09’dur. Burada o mertebede doz değerlerinin ölçülmesi gayet tabiidir. Konudan uzak akademik unvanlı kişiler ortalama % 10-12 Uranyum içeren  ve 530.000 ton Uranyum rezervi bulunan ve halen işletilmekte olan  Kanada’daki “Cigar Lake Mine” Uranyum madenine gitseler yapılan ölçümleri acaba nasıl yorumlarlar? 

Ayrıca ülkemizde Toryum cevheri nedeni ile orta Anadolu da bulunan rezerv, doğal radyasyonun artışına neden olur.  Doğal radyasyon banyosunda yaşayan insana yüklenen yıllık radyasyon dozu "yöreye" bağlıdır. Örneğin; İstanbul 0,66 mSv/yıl, Ankara 0,9 mSv/yıl, Erzurum 1,75 mSv/yıl, altında toryum yatakları bulunan Sivrihisar'da 3,74 mSv/yıl'dır. Yurt dışında Rio de Janeiro'nun plajları 6 mSv/yıl, Hindistan-Kerala bölgesi 15 mSv/yıl, İran-Ramsar 148,9 mSv/yıl, Brezilya Guarapari kumsalları 788,40 mSv/yıl'dır. [Hatırlatma: 1 mSv mili sievert= 1.000 μSv mikrosievert # 1 μSv= 1.000 nSv- nanosievert]

7) Uranyum tek başına alfa-aktiftir ve doğada bütün gama yayan bozunma ürünleriyle birlikte geniş bir aile olarak bulunur, tabii ki gama radyoaktivitesi (ışıması) görülecektir.

8) Cevher yığınından dışarı yağmur sularıyla oraya buraya Uranyum taşınıyormuş! İddiaları bilimsellikten uzaktır. Cevherden Uranyum'u söküp çıkarmak için, ton cevher başına kilolarca sülfürik asit kullanılır. Yağmur suyuyla Uranyum'u cevherinden sökebilecek bir yöntem henüz bulunmamıştır.

9) Türkiye’de Uranyum kimyasını iyi bilenlerin ifadesine göre, Uranyum cevher yataklarına milyonlarca yıl önce başlayan bir süreçle, karbonatlı sularda çözünmüş olarak gelir. Rastladığı kayaçlar içinde onu çöktürecek fosfat gibi (Köprübaşı ve daha Türkiye’deki birçok yerde olduğu gibi) iyonlar veya kimyasal olarak yapısını değiştirecek “indirgeyici” ortamlar (linyit yatakları gibi) bulduğunda çöküp kalmıştır. Artık oluşan yeni Uranyum bileşiği “suda çözünmez” bir duruma gelir ve tekrar çözünüp göç etmesi söz konusu olamaz. Onu ancak teknoloji (yani insanlar) yerinden söküp çıkarırlar.

10) O bölgedeki kaynak sularında ve yeraltı sularında muhakkak ki çözünmüş Uranyum, doğal sulara nazaran, daha yüksektir. Karbonatlı sularda Uranyum rahatlıkla çözünür ve suyla birlikte hareket eder. Örneğin karbonatlı Van Gölü'nde çözünmüş Uranyum, denizlerdeki Uranyum'un 20 katıdır! Zaten Uranyum cevher oluşumlarının jeokimyası buna dayanır... TAEK-ÇNAEM ve MTA’nın yıllardır yaptığı ve yayınladığı belge ve bilgilere başvurulursa çok daha sağlam veriler elde edilir. Bu haberler üzerine TAEK tarafından yeniden yapılan ölçüm bilgileri ve yorumları TAEK internet sitesinde yayınlanmıştır

11) Bu durumu “nükleer skandal” olarak nitelemek ise bilgisizlik ya da tecrübesizlik olarak yorumlanabilir. Ülkemizde medyatik olmak amacı ile yıllardır ortaya çıkan “Nükleer ve Radyasyondan Korkutma” uzmanlarının yanına bir de “Uranyum cevherinden korkutma” uzmanlığı ilâve etmemiz gerçekçi olacaktır. Bu tip haberleri sorumsuzca internet ortamında yayan, Twitter, bloglar, dergi, tv ve gazete haberleri ciddiye alınmamalı ve bunlarla mücadele edilmelidir. Bu mücadele, sadece NükTe Platform üyelerinin değil, tüm üniversite üye ve yönetimleri ile bilim camiâsının sorumluluğundadır. Saygılarımızla,

NükTe Platform
Nükleer Teknoloji
Bilgi Platformu
Adil Buyan
Koordinatör
www.nukte.org