♥ NÜKLEER SANTRAL EFSANELERİ

NÜKLEER SANTRAL EFSANELERİ

Nükleer santralın bacası yok deniyor, bazen çıkan dumanlar nedir?

Nükleer santrallerin yakıtlarının yanmasından dolayı CO, CO2, SO2, NOx, duman, is, karbon parçaları veya kül ÇIKMAZ. Bu tesislerin bazılarında jeneratörden çıkan buharı soğutmak için betondan dev ince belli soğutma kuleleri yapılır. Bu kuleler de buhar soğur sıcak suya dönüşür ve santrale su olarak döner. Böylece sudan tasarruf sağlanır. Elbette bir kısmı da soğutucunun üstünden havaya karışır. Çevre ve atmosfer için hiçbir kirlilik yaratmaz, çünkü sadece su buharıdır.

Türkiye’ye kullanılmış eski bir nükleer santral satılabilir mi?

Hayır ve de İMKANSIZDIR. Bu soruda, karşıtlar tarafından üretilen bir efsaneden ibarettir. Açıklaması oldukça kolaydır. Bir nükleer santral yatırımında en çok kullanılan malzeme beton olup gerek taşınması ve gerekse sökülmesi olası değildir. Bunu bir barajın sökülerek başka bir ülkeye taşınmasına benzetebiliriz. Bu iddiayı ortaya atanlar Ankara'da ömrü biten Çubuk barajını satabilirler!!.

Ömrü biten barajların yıkılması pratikte hiçbir fayda getirmediği gibi yıkım gideri ile herhalde en az 2 yeni baraj yapılabilir. Böyle uygulamalar dünyada mevcut değildir. Olmayacaktır da.

Bugüne kadar taşınan bir nükleer santral da olmamıştır ve de olamaz. Yeni geliştirilmeye çalışan mobil nükleer santral teknolojisi de henüz ticari olamamıştır.

Çevreye en duyarlı ana enerji kaynağı hangisidir?

Yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamı çevreye duyarlıdır. Ancak ana enerji kaynakları için aynı cevabı veremeyiz. Termik santralar; dünyamıza miras bıraktığı “sera” etkisi neticesi ortaya çıkan “küresel ısınmanın” TEK SORUMLUSUDUR. Çevreye zarar vermeyen ana enerji kaynakları ise hidrolik ve nükleer enerjidir.

ABD, Kanada ve batı 15 yıldır nükleer santral yapmıyor efsanesi ?

Bu yanıltıcı haberleri yayanların arasında karşıt grup ve çevreci maskesi altında çalışan örgütlerin, az da olsa bazı prof. doçent ya da mühendis, hatta birkaç fizik ve nükleer profesörlerinin bulunması da şaşırtıcı olabilir. Siz hiç mesleğine karşı olan insanları nükleer haricinde gördünüz mü?. Bu açıdan bakılınca bu efsanenin bir uydurma olduğu ortaya çıkmaktadır. Finlandiya’da nükleer santral inşaatı devam etmekte ise de AB içinde elektrik üretimi ortalama %32 dir. Fransa’da ise 2 yeni santral devreye alınmıştır ve %80 elektriği nükleerden elde etmeye başlamıştır. Amerika ise 103 nükleer santral ile dünya lideridir. Kanada ise 18 santrale sahiptir. İhtiyaçları kadar yapmaları ve şu anda yapmamalarını “vazgeçtiler” olarak yorumlamak abesle iştigaldir. Benzer düşünenlerin ABD’nin son 15 yıldır uçak gemisi yapmamasını “artık ABD ordusunu tasfiye ediyor” şeklindeki yorumuna benzetilebilir.

Dünyada nükleer santral sayıları hızla azalmakta mıdır?

Hayır. 1960’lar da yapılmaya başlanmış hızla artarak şu anda 443 adete ulaşmıştır. Ayrıca inşâ halinde 28 adet, sipariş aşamasında ise 64 adet nükleer santral vardır. Projelendirme aşamasında ise 158 NS vardır. Batıda nükleer santrali olmayan ülke yok gibidir. Ancak doğudaki tüm İslam ve Türkî cumhuriyetlerde maalesef BİR adet santral mevcuttur. O da Pakistan’da dır. Yani SKOR 442-1 dir. Ana mesaj bu sayının altında yatmaktadır. Sayılar bizden, yorum sizden !!

Yıllara göre Nükleer Santral adetleri ise: 1979 de 81, 1980 de 244, 1985 de 365, 1990 da 419, 2000 de 436, 2006 de 443 dür.


Nükleer santral radyasyon yayar mı?

Hayır. Ne radyasyon, ne kül, ne de baca gazı atığı nükleer santral için mevcut değildir. Yakıt çubuğu çıktısı (atığı) ise yılda bir yemek masası büyüklüğü hacminde olup 25 ton civarındadır. Bu nedenlerden dolayıdır ki şehir kenarlarına ve deniz kenarlarına en risksiz bir şekilde sadece nükleer santral ve doğalgaz santralı kurulabilir.

Nükleer lobiler ülkemize nükleer santral satmak için yıllardır çalışmaktalar?

Bir şehir efsanesi de bu satırlardır. Bazen de “işsiz kaldıkları için ülkemize santral satıp bellerini doğrultacaklarını” iddia edenlerde çıkmaktadır. Ülkemizin nükleer teknolojiye geçmesini yıllardır engelleyen ve örtülü bir ambargo uygulayan ülke firmalarının böyle bir eylemde olması önce mantık dışıdır. Dolayısı ile yıllardır uygulanan bu gizli ambargonun kalktığını İngiliz bakan Jack Strow'un 2006 Şubat 15'deki açıklamaları ile öğrenmiş bulunuyoruz. Böyle bir itiraf bile karşıtlarda etkili olamadıktan sonra bilimsel olarak verilecek cevaplarda elbette etkili olamaz. Nükleer santral sayısı 443 olup sadece 1 adedi Pakistan’dadır. 2006 yılı itibari ile nükleer santralı olmayan ülkeler ise: Afrika, Ortadoğu ülkeleri İran ve Türkiye’dir. İran 2007 yılı başında devreye alacağı ilk nükleer santral ile bu listeden çıkacaktır.

Depremin nükleer santral üzerinde bir etkisi var mıdır.?

Deprem kuşağı üzerinde ve kırmızı bölgelerin yani en riskli yerlerin üzerine Japon’lar onlarca nükleer santral inşâ etmişlerdir. Deprem anında bile emniyet açısında son 4-5 yıldır kapatılma işlemi bile yapılmamaktadır. Ermenistan’daki son depremde şehirde ciddi hasar ve ölüm olmasına rağmen santral kapatılmamıştır. Türkiye’de ise Mersin-Akkuyu en düşük deprem riski taşımasına ve sarı bölge içinde olmasına rağmen ne efsaneler üretildiği ortadadır. Çünkü genelde nükleer santralar 7.5 - 8 şiddetindeki depreme rahatlıkla dayanabilecek şekilde tasarlanır ve yapılır. Bugüne kadar depremden dolayı üretimine ara veren reaktör sadece 1 adet olup 1977 yılı Rus yapımı Bulgaristan’daki Kozloduy santralinin 1 numaralı ünitesidir.

Türkiye sahip olduğu su, kömür ve rüzgarı neden kullanmıyor?

Ülkemiz enerji açısından su fakiri, sulama açısından ise orta halli ülkeler içindedir. Bunların aksini söyleyerek bilgi kirliliği ve provokasyon yaratmaya çalışan mühendis, doçent hatta bazı Profesörler dahi vardır. Ülke gerçeğimiz aşağıdaki gibidir.

Su konusunda ülkemiz en büyükten başlayarak birkaç yıl sonra açılacak barajlar ile birlikte %50 kapasitesini değerlendirmektedir. Geriye kalan takriben sayıları 532 civarında olan küçük barajlar ise devletimiz için yapımı ekonomik değildir. DSİ tarafından 2.722 MW gücünde 24 baraj yapımı devam etmektedir. Yıllardır yasal eksiklikler nedeni ile yapılamayan bu küçük barajlar, çıkan yasalar neticesi özel teşebbüsten gelen talepler doğrultusunda hızla yapımcılara verilmektedir. Mart 2007 itibari ile tüzel kişilerce 694 proje geliştirilmiş olup 256 baraj da özel sektörce yapılmak üzere sözleşme imzalamıştır.

Kömür Ülkemiz kömürlerinin büyük çoğunluğu çok düşük kalorili kömürler olup 1.000-1.200 Kilo kalori seviyesindedir. Halbuki bu konuda 4.500 kalori ve üzeri kömürler verimli olmaktadır. Ayrıca rezervleri de Elbistan hariç oldukça azdır. Elbistan ise ancak 6-7 santralı kaldıracak kapasitede olup tamamı yapılınca da 40 yıllık rezerv gözükmektedir. İşte bu acı gerçekleri çarpıtanlar ve sera etkisini unutup provokasyon yapanları insanımız iyi bilmesi gerekmektedir.

Rüzgar: Ülkemiz rüzgar haritası 2007 Mart ayında bitirilmiştir. Türkiye de işletmede 75MW gücünde çalışan santral vardır ayrıca 1.450 MW gücünde yatırım lisansı verilmiştir. Dünya lideri ABD toplamı ise 1.600 MW'tır. Watt başına yatırımı pahalı, verimin %20 olması nedeni ile de elektrik kw değeri yüksektir. Rüzgar enerjisini; ne ihmal edelim, ne de abartalım. Ana enerji kaynaklarına karşı sürekliliği olmayan bir enerjiyi yerine koyamazsınız. Bilim böyle söylüyor. Kimse Rüzgar enerjisine asla muhalefet edemez. Fakat Alternatif enerji kaynağı olduğunu da unutmamak gerekir..

Nükleer Santral Atom Bombası gibi patlar mı?

Hayır. İmkansızdır. Apartmanlarımızda bulunan kalorifer kazanının çok büyük hâli nükleer santral içinde bulunur. Bu kazan içindeki yakıt çubuklarındaki ısı kontrol çubukları ile denetim altındadır. Tüm sistem önemli yerlerde parçaları 3 yedek ile desteklenir. Borular ise iç içe geçmiş halde olup ilkinin delinmesi halinde ikinci boru sistemi korur ve çalışmasını devam ettirir. Sistem herhangi bir şekilde kontrolden çıkar ve çaresiz kalındığı zaman tüm personel “koruma kabuğu” dışına çıkar ve sistemi dışarıdan kontrol etmeye devam eder. İşte kendisine güvenen ve “koruma kabuğu” yapmayan Sovyet ya da Rus teknolojisi bir deney sırasında kontrolü elden kaçırmıştır. “Koruma kabuğu” mevcut olsaydı kazadan bile yıllar sonra haberimiz olabilirdi. Elbette çevreye herhangi bir zarar gelmezdi. Batı tipi santralarda “koruma kabuğu” bir zorunluluk olmasından dolayı herhangi bir risk de yoktur.

Nükleer Santral atıkları ciddi bir sorun mudur?

Hayır. 1.000 MW'lık bir santralde yılda ortalama 25 ton kullanılmış yakıt çubuğu atığı çıkar. Bunun hacimsel değeri bir yemek masası büyüklüğüdür. Bu çubuklar büyük bir havuzda yıllarca toplanır. Santralin içinde tüm ömür boyu çıkacak atıkları alabilecek havuz önceden yapılmıştır. Bu kullanılmış çubuklar çok kıymetli olup kimse satmaz. İleride gelişen teknoloji ile bu çubukların defalarca kullanılması gerçeği bu durumu yaratmaktadır. Ciddi atık sorunu ise yapılan özel nükleer araştırma ve atom bombası geliştirmesi esnasında ortaya çıkmaktadır.

Nükleer Santralın 15 milyar dolara çıktığı doğru mudur?

Hayır. Bir nükleer santral maliyeti peşin olarak 1.7-2.5 milyar dolar civarındadır. Bu değeri yükselten ödeme süresi yani vadedir. Elbette vade koşullarına göre fiyatlar; uluslar arası faiz gereği yükselecektir. Söküm maliyetleri ise 330-400 milyon dolar civarıdır.

En pahalı elektrik nükleerden elde edilir.!!

Dünyada en pahalı elektrik doğalgazdan üretilen elektrik enerjisidir. Petrol ikinci sırayı, kömür üçüncü sırayı ve nükleerde dördüncü sırayı almaktadır. ABD 1995-2005 yılları arası elektrik üretim maliyet sıralaması resmi değerleri de bu konuda en büyük delilidir.

Türkiye’nin nükleer santral ihtiyacı yoktur !!

Ülkemiz 2012 yılından sonra tüm kömür ve su kaynakları devreye alsa bile enerji açığı devam edecektir. Sonuçta önümüzdeki seçenekler şunlardır;

  1. Elektrik ithâl etmek !
  2. Doğalgaz santralı yapmak !!
  3. Nükleer santral yapmak !!!

Sonuçta ulusal olan tek seçenek nükleer olup bu konuda karşıtların en önemli argümanı olan rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir ya da alternatif kaynaklar asla ana enerji olarak değerlendirilemez. AB de nükleer enerji kullanım oranının %32 olduğunu unutmayalım.

Kayıp – kaçak halledilse enerji sorunumuz biter !!

Bu efsane %23 olan kayıp kaçak oranına dayanır. Şayet bu değeri gerçek hat kaybı ve çalınan elektrik diye ikiye ayırtıp konuya bakarsak ortaya şu tablo çıkar kayıp: %6-7 ve çalıntı: %16-17. İşte oyun buradadır. Elektriği sayaç dışı kullananları kullanıcı olarak görmeyenlerin bir efsanesidir. Kişi abone olunca sanki elektrik kullanmayacak, ya da yakalanınca elektrik kullanımından vazgeçecek varsayımının ne denli geçersiz olduğunun takdirini sizlere bırakıyoruz.

NükTe Platform

Kullanıcı girişi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
3 + 6 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Yayınlar

nukleercevreciler.jpg
mustafayildirim-sivilorumceginaginda.jpg
benbirturkzabitiyim.jpg
ilimdedemokrasiolmaz.jpg
sakallicelal.jpg
sarisinkurt.jpg
Insanlık suçları.jpg
herseyseninlebaslar.jpg
sucilginturkler.jpg
ahsuatomdannelercektim.jpg
efendi.jpg
surgundensoykirima.JPG
50sorudanukleersorun.jpg
nukleergereklilik.jpg
cernobilkomplosu.jpg
taekyayinlari.gif
kureselisinmaveiklimdegisikligi.jpg
cokgecolmadan.jpg
aklinikacirandunya.jpg
surdurulebilirkalkinmaicinnukleer.jpg
nukleerenerjiraporu.jpg
evrenveyaratalis.jpg
turkiyedevedunyadaenerjivenukleer.jpg
kureselisitilandunyavesu.jpg
tarihyuzlesme.jpg
demokrasiyuzlesme.jpg
uzayinisirlari.jpg
doganbor.jpg
dinselparadigmaveevrenselgercek.jpg
temelfizik.jpg

Bilimsel Etkinlikler

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 5 guests çevrimiçi.

Kimler yeni

  • EmiliaPERRY25
  • nurdan
  • ŞERİFE CİVİL
  • celikkaya
  • StevensonPat

Ziyaretçi Sayısı

4 Nisan 2007 tarihi itibarı ile

İçerik paylaşımı

İçeriği paylaş