Türkiye nükleer teknolojiyi nasıl transfer edebilir?

06 Ekim 2006

Haber Linki: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=190049  

Türkiye nükleer teknolojiyi nasıl transfer edebilir? Türkiye nükleer enerji teknolojisini transfer edebilecek mi? Nükleer enerji teknolojisi transfer eden ve etmekte olan ülkeler deneyimlerini anlattılar ve nükleere sahip ülkelerin teknoloji transferini engelleme çabalarına dikkat çektiler.

Güney Koreli Eski Bakan “Toplam elektriğin yüzde 40'ını nükleer ile karşılayabiliyoruz. Nükleer santraller sayesinde, petrol ve doğal gaz gereksinimimiz azaldığından, yılda 14 milyar dolar tasarruf etmekteyiz. Finansal krizin üstesinden gelmemiz ve sanayileşmemiz nükleer güç sayesinde oldu” dedi.

İstanbul Topkapı Eresin Otel'inde TASAM'ın ( Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi ) düzenlediği ‘' Gelişmekte olan ülkelerde Nükleer Teknoloji Transferi ‘' konulu bir Çalıştay gerçekleştirildi. Toplantıda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, DPT temsilcileri, Bahçeşehir, Galatasaray, İTÜ ve Yeditepe Üniversitelerinden, nükleer enerji konusunda uzman, öğretim üyeleri, ÇNAEM'den emekli bölüm başkanları ve idareciler, UAEA emekli Nükleer Güvenlik Dairesi Denetimcileri, Enerji firmaları temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşlarından katılımcılar ve enerji konusunda çalışan medya mensupları olmak üzere 70'e yakın katılımcı vardı.

TASAM'ın Nükleer teknoloji transferi konusunda gelişmekte olan bazı ülkelerin nükleer konudaki plan ve stratejileri ile enerji politikalarındaki eğilimlerin öğrenilmesi amacıyla düzenlediği çalıştay boyunca katılımcılar yoğun fikir alış verişinde bulunma şansı yakaladılar. Yurt içi ve yurt dışından konuşmacıların katıldığı çalıştayda, nükleer santraller kurarak enerji üreten bazı ülkelerin nükleer teknoloji transferi için nasıl bir yol izledikleri ve Türkiye'nin bu uygulamalar ışığında nasıl bir nükleer enerji programı oluşturabileceği konularının üzerinde önemle duruldu.

Nükleer enerji üretiminin ve dolayısıyla nükleer teknoloji transferinin Türkiye için bir gereksinim olduğu belirtildi. Ancak çok sayıda katılımcının da vurguladığı gibi, ülkemizin bu alanda ilerlemesini engelleyen birçok iç ve dış etkenlerin varlığı da bir gerçek.

Çalıştayda Nükleer Silah Sahibi Olan Ülkelerin bu teknolojinin kendi kontrolleri dışında yayılmaması için gösterdiği gizli ve açık faaliyetler ile gerekli hükumet desteğinin sağlanmaması bu etkenlerin en önemlilerinden birkaçı olarak ortaya kondu.

Nükleer enerji konusunda uzmanlarınca verilen bilgilerin yayın organları aracılığıyla yayılmaması, hatta tam tersine, pek çoğu konunun gerçek uzmanı olmayan kişilerin görüşlerine geniş yer verilmesinden dolayı kamuoyunda nükleer enerji karşıtı bir hava estirilmesi, nükleer santral inşa eden ülkelerden özellikle Nükleer Silah Sahibi Olan Ülkelerin bu teknolojinin kendi kontrolleri dışında yayılmaması için gösterdiği gizli ve açık faaliyetler ile gerekli hükumet desteğinin sağlanmaması bu etkenlerin en önemlilerinden birkaçı olarak ortaya kondu.

Çalıştayda nükleer enerji konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiş Güney Kore, Pakistan gibi ülkelerin yaptıkları çalışmaları ve tecrübeleri ilk elden öğrenmek imkanı sunulmaktaydı. Sunulan tebliğlerde ve yapılan konuşmalarda Türkiye'nin nükleer enerjiye dönük teknoloji transferine nereden, nasıl adım atarak başlayabileceğine yönelik birçok açılım ortaya kondu.

Uluslararası İşbirliği Yapmalıyız

Yeditepe Üniversitesinden Prof. Dr. Şarman Gençay'ın başkanlığında sürdürülen çalıştayın ilk davetli konuşmacısı Prof. Dr. KunMo Chung oldu.

Kore Bilim ve Teknoloji Akademisi Başkanı, Bilim ve Teknoloji Eski Bakanı olan Prof. Chung, ‘' Nükleer Teknoloji Transferinin Ulusal, Uluslararası ve Devletler arası Yönleri ‘' başlığını taşıyan konuşmasında Güney Kore'nin nükleer enerji üretimi alanında çalışmalara nasıl başladığını ve şu anda geldiği konumu aktardı.

Güney Kore'nin nükleer enerji alanındaki başarılarında çok büyük payı olan Prof. Chung, Kore'de son 30 yıl içinde yürütülen nükleer enerji politikalarını, nükleer santral kuruluşlarındaki yaklaşımlarını, stratejilerini ve aşamaları ile halen işletmede olan 20 nükleer santralin kuruluş öykülerini anlattı. Bundan sonraki dönemde Kore'de kurulması planlanan 2 santralin da planlama aşaması çalışmalarını anlattı. Prof. Chung, özellikle nükleer santrallerin kurulmasında takip edilmesi gereken yolları, bürokratik aşamaları ve ‘' know-how'' transferini çok açık bir anlatımla sundu. Kore'nin konuya yaklaşımının Türkiye için de iyi bir model olacağını ve Kore olarak her zaman yardıma ve işbirliğine hazır olduklarını ifade etti.

Prof. Chung, kömür kullanımının sera gazlarını arttırmasından ötürü iyi bir seçenek olamayacağını, nükleer santrallerin yapımı konusunda girişimlerin başlatılmasının ve uluslararası işbirliği yapılmasının gerekliliğini belirtti. Prof. Chung artık konuşmak yerine eyleme geçmek gerektiğini özellikle vurguladı konuşmasında.

Halkın desteğini kazanmanın çok önemli olduğunu, bilimsel verilerin halka aktarılmasıyla onların da nükleer reaktör konusunda desteğinin kazanılabileceğini dile getiren Prof. Chung sözlerine şöyle devam etti: “1978'den bu yana 20 nükleer santralimiz kuruldu. Güney Kore'deki 4 nükleer enerji parkında bulunan bu reaktörlerin toplam gücü yaklaşık 17000 Mwe'dır. 2005 sonu itibariyle 20 reaktör işler durumda olup, bir reaktörümüzde inşa halindedir. Kurulu elektrik üretim kapasitemizin yüzde 28,9'u nükleere dayalıdır. Bu kapasiteyle toplam elektrik üretimimizin yüzde 40'ını karşılayabiliyoruz. Nükleer santraller sayesinde, petrol ve doğal gaz gereksinimimiz azaldığından, yılda 14 milyar dolar tasarruf etmekteyiz. Finansal krizin üstesinden gelmemiz ve sanayileşmemiz nükleer güç sayesinde oldu .” dedi.

1970'lerde nükleer güç ile tanışan Güney Kore, 1980'de yerli yapımı teşvik etmiş ve 1990'larda kendi teknolojisini geliştirmiş. Prof. Chung'un sürekli vurguladığı noktalardan biri de teknolojide ‘' kendine kendine yeterlilik'' fikrinin bir devlet politikası olarak benimsenmesi gereğiydi. Güney Kore'de nükleer enerji çalışmalarına anahtar teslim projelerle başlanmış, ancak her zaman kendi kendilerine yeter olmayı hedeflemişlerdir.

Prof. Chung, Asya'nın bir ekonomik atılım içerisinde olduğunu, dolayısıyla Asya'da böyle bir girişimi gerçekleştirmenin gerekliliğinden söz ederek “zamanımızı boşa harcamak yerine düşlediğimiz daha iyi dünyaya doğru harekete geçelim” çağrısını yaptı.

Prof. Chung, hedeflerine ulaştıklarını, yirmi yıldan beri, bir nükleer santrali yüzde yüz yerli yapım olarak inşa etme kapasitesine sahip olduklarını vurguladı. Öyle gözüküyor ki Güney Kore bu alanda ulaşılması gereken noktaya erişmiş durumda. Bu sonuca ulaşmakta en önemli etkenin, Kore hükumetlerinin nükleer konularda gösterdikleri kararlılık ve güçlü önderlik olduğunu belirtti. Zira böyle bir kararlılık ve süreklilik olmazsa uzun vadeli projeleri sürdürmek hemen hemen imkansızlaşıyor. Çin, Hindistan, Pakistan ve Türkiye'ye nükleer enerji konusunda birlikte çalışma önerisinde de bulunan Prof. Chung, Asya'nın bir ekonomik atılım içerisinde olduğunu, dolayısıyla Asya'da böyle bir girişimi gerçekleştirmenin gerekliliğinden söz ederek “zamanımızı boşa harcamak yerine düşlediğimiz daha iyi dünyaya doğru harekete geçelim” çağrısını yaptı.

Pakistan'da Nükleer Enerji Tarıma ve Tıbba da Uygulanıyor

Çalıştaya Pakistan'dan katılan ve Güney Asya Stratejik Dengeler Ünitesi Direktörü olan Maria Sultan konuşmasında, ülkesindeki nükleer reaktörlerden ve bunların çalışma özelliklerinden bahsetti. Kömür ve gazla kıyaslandığında nükleer enerjinin oldukça önemli bir kaynak olduğunu ifade eden Sultan, Pakistan'daki çalışmalarının gelişimini aktardı.

1964'te Pakistan'ın ilk Nükleer Komite'sinin kurulmasının ardından 1968'de Nükleer Enerji Komisyonu kurulmuş ve ilk projeler anahtar teslim temelinde yapılmış. Pakistan'da, toplam gücü 445 Mwe olan iki reaktör bulunuyor. Pakistan'ın, 2030 hedefi ise toplam gücün 8800 Mwe çıkartılması. Fakat bu hedefe ulaşmak için ekonominin genişletilmesi ve devletler arasında işbirliğinin sağlanması gerekiyor.

Sultan, 1974 yılında Hindistan'ın nükleer bomba denemesinden sonra, KANUPP nükleer santrali yapımcısı olan Kanada firması AECL'nin, anlaşmalara ve kontratlara aykırı olarak, Pakistan'a her türlü nükleer yardımı ve yakıt teminini durdurduğunu ve bunun üzerine ülkesinin tabii uranyumlu nükleer yakıtları, yakıt yükleme ekipmanlarını ve başka teçhizatı geliştirmek zorunda kaldığını, bu yönde, ambargonun yararlı olduğunu belirtti. İkinci güç reaktörü olan CHASHMA reaktörünü ise Çinlilerle birlikte yaptıklarını anlattı.

Nükleer enerjinin tarıma ve tıbba da uygulandığını belirten Sultan, nükleer tıp alanında 13 tıbbi merkez olduğunu ve bunların 350 bin hasta kabul ettiğini aktardı. Sultan, aktif nükleer programı olan ülkelerde sivil programın askeri programdan ayrı olmasının önemine, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kontrolü ve uluslararası kamuoyunu tatmin edici şeffaflıkta olmasının gerekliliğine dikkat çekti. Aynı zamanda, günümüzde nükleer piyasanın birleşmeye yöneldiğini ifade etti

Nükleer Enerji Barışçıl Amaçlar İçin Kullanılmalı

Öğle arasından sonra yine Güney Kore Atom Enerjisi Araştırmaları Enstitüsü Danışmanı ve UAEA Nükleer Güç Bölümü emekli Direktörü Dr. Poong Eil Juhn, ‘' Güney Kore'nin Nükleer Teknoloji Transferi, Yerel Gelişimi ve Geleceğe dönük Planlamalar ‘' adlı konuşmasını sundu.

Konuşmasında, 9 Ekim 1941'de atom bombası yapım kararı alınmasının ardından 16 Temmuz 1945'te birinci atom bombası Meksika'da denendiğini ve ABD Başkanı H.Truman atom bombasını Japonya'ya karşı kullanma kararı aldığını söyleyen Dr Juhn, sonuçta Little Boy adlı uranyum bombasının 6 Ağustos 1945'de Hiroşimaya, Fat Man adı verilen İkinci atom bombasının ise 9 Ağustos 1945'te Nagazaki'ye atıldığını belirtti. Dr. Juhn tüm bu trajik olaylardan sonra nükleer enerjinin, uluslararası alanda barışcı amaçlarla kullanımı için, 1953'de ABD Başkanı D. Eisenhower tarafından başlatılan girişimleri anlattı. Güney Kore'nin ulusal nükleer enerji politikasının nükleer enerjinin barışçıl amaçlar için kullanılmasına dönük olduğunu söyleyen Dr. Juhn, amaçlarının ‘ 'elektrik üretimi ve nükleer teknolojide kendi kendine yeterlilik olduğunu‘' vurguladı.

Güney Kore'nin nükleer güç teknolojisinin gelişiminde iki aşamadan geçtiğini, ilk aşamada, 70'lerden önce yurt dışından alınan teknolojiden, 1980'lerdeki ikinci aşama çalışmaları sonucu yerli yapıma geçildiğini ifade etti. Güney Kore şu anda dünyanın en büyük altıncı nükleer enerji gücü konumunda ve ülkede 26 bin nükleer uzman ve mühendis bulunuyor.

Kazakistan'da nükleer alanında yapılan çalışmalardan bahseden, Kazakistan Nükleer Fizik Enstütüsü Danışmanı, Prof. Dr. Gadlet Batyrbekov, güç reaktörlerinin seçimi ve bunların geliştirilmesindeki sorunlar konusunda açıklamalarda bulundu. Kazakistan'ın, organik temele dayalı zengin kaynaklara sahip olmamasından ötürü ülkede nükleer enerjinin geliştirilmesi konusunun önem kazandığını belirtti. Prof. Batyrbekov, Kazakistan'da 923 bin ton uranyum rezervi olduğunu da dikkati çekti. Karşılaştırmalı Sistem Analizleri sonucunda Kazakistan'da küçük ve orta ölçekli reaktörlerin kurulmasının uygun olduğunu tespit ettiklerini belirten Prof. Batyrbekov, nükleer santrallerin elektrik enerjisi üretimine katkıda bulunup, termik santrallerin yerini alabileceğini sözlerine ekledi.

Nükleer Enerjiye Geçiş Konusunda Ne Yapmalıyız?

Prof. Batyrbekov'dan sonra Dr. Ulvi Adalıoğlu bir konuşma yaptı. ÇNAEM (Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi) Nükleer Mühendislik Bölümü Emekli Başkanı Dr. Adalıoğlu konuşmasında Türkiye'deki nükleer enerji çalışmalarının geçmişten ve bugüne kadar karşılaştığı sorunlardan bahsetti.

1955'te ABD ile yapılan anlaşma sonrasında ülkemizde başlayan nükleer enerji çalışmaları, Hükümetler tarafından gereken şekilde desteklemediğinden, önemli bir ilerleme kaydedilemediğini belirtti. Bilhassa, 12 Mart'tan sonra her şeyin daha da olumsuzlaştığını belirten Dr. Adalıoğlu, TAEK'in zaman içinde işlevinin önemli bir kısmını kaybettiğini, bütçesini istediği şekilde kullanamadığını, yeterli mali destek bulamadığını ifade etti. En büyük eksikliklerden biri de bu işleri tekelden yürütecek sorumlu bir Devlet Otoritesi'nin olmaması olarak ifade edildi..

Yurt dışında nükleer enerji santrali konusunda başarılı olan uygulamaların bu başarıyı nasıl sağladığı konusunda Dr. Adalıoğlu şunları aktardı: “Nükleer enerji santrali kurulmasındaki temel gaye, bu teknolojiyi kazanmaktır. Bu konuda mutlaka bir devlet politikası olmalıdır. Ülkenin koşullarına en uygun teknoloji seçilirken, bu teknolojinin mutlak suretle bilinen ve kendini ispatlamış bir teknoloji olması gerekir. Nükleer program uzun vadeli ve kapsamlı bir programdır. Program enerji üreticilerinin etkisinden uzak bir şekilde, her türlü yetkiye sahip tek bir otoritenin idaresinde hazırlanmalı ve yürütülmelidir. Yerli kaynaklara dayanan programlar, ilerleyen süreçte, ekonomiye gittikçe artan bir milli katkı sağlarlar. Yerli sanayi ile bilimsel ve teknik çevrelerin katkısının teşvik edilmesi çok önemlidir. Zira program, katılım arttıkça gelişir. Bu arada personel politikası da çok önemlidir. Yıllık programlarda, bilimsel ve teknik eğitimden geçmesi gereken insan gücü saptanarak gerekli uzman yetiştirilmelidir. Türkiye'deki uygulamalarda bu yapılmadı. 1970'lerde yapılan makro planda 1500 uzman isteğimize karşılık bize verilen personel 250'yi geçemedi.”

Dr. Adalıoğlu, ülkemizde nükleer enerji konusuna yaklaşımın, nükleer santrallerin ihale yoluyla alınması şeklinde sürdürüldüğünü ve yapılan dört ihalenin de, bir bahane bulunarak, sonuçta iptal edildiğini, seçimin ihalelere göre değil ilkelere göre yapılması gerektiğini vurguladı. Sonuç olarak, ülkemizin ham madde kaynaklarına, sanayi altyapısına uygun bir nükleer teknoloji seçmesi ve bu teknoloji kazanımının da tek bir otorite altında gerçekleştirilmesi ve yürütülmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.

Çalıştay'ın son konuşmasını UAEA Nükleer Güvenlik, Denetim ve Değerlendirme Emekli Uzmanı, aynı zamanda Galatasaray Üniversitesi Mühendislik ve Teknoloji Fakültesi öğretim görevlisi, Dr. Necmi Dayday yaptı. Hindistan'da nükleer enerji alanında sürdürülen çalışmalardan bahseden Dr. Dayday, ülkenin nükleer ham madde kaynaklarını göz önüne alarak hazırlanan gerçekçi bir plana uygun çalışmalar sonucunda Hindistan'ın, sivil ve askeri alanda, nasıl bir nükleer güç haline geldiğini anlattı. Kore'de olduğu gibi Hindistan'ın da nükleer politikasının ana fikrinin ‘' kendi kendine yeterlilik ‘' olduğunu vurguladı.

Dr. Necmi Dayday, Hindistan'daki kurulu nükleer santrallerin toplam gücünün 3500 Mwe olduğunu, toplam elektrik üretiminin yüzde 3.7'sini karşıladığını belirterek. Ülkenin ham madde kaynaklarına bağlı olarak oluşturulan nükleer programda, toryum kullanımı ilk safhalardan itibaren öngörüldüğünü anlattı. Bunun sebebinin de, Hindistan'da uranyumun az, toryumun ise çok miktarda bulunması olduğunu belirtti.

Dr. Dayday da Nükleer konularda görevli ve sorumlu bir merkezi otoritenin varlığının öneminin altını çizdi. Türkiye'de tüm nükleer çalışmaları yürütmekle görevli bir kurum olan TAEK'e, 1982'de değiştirilen yasayla, otoritesinden çok şey kaybettirilmiştir. Bunun sonucu yetki karışıklıkları doğmuş, kimin neyi nasıl yapacağı belirsiz hale gelmiştir. Öyle ki, yasa gereği Başbakan'a bağlı olması gereken TAEK Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'na bağlanmıştır!

Buyan, Elektrik Mühendisleri Odası ve Çevre Mühendisleri Odası gibi birçok odanın ilginç bir şekilde nükleer enerjiye karşı faaliyet yürüttüğünü belirtti. Buyan, Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının ciddi bir şekilde pompalandığını ve anti nükleer lobinin çeşitli çevrelerden büyük finansal destek aldığını da ifade etti.

Arjantin ve Brezilya'daki nükleer enerji çalışmalarına da değinen Dr. Dayday, bu ülkelerdeki çalışmaların Cumhurbaşkanı'na bağlı olan Atom Enerji Komisyonları tarafından sürdürüldüğünü, Hindistan'da ise Atom Enerji komisyonu'nun doğrudan Başbakan'a bağlı olduğunu ve bu düzenlemelerin adı geçen ülkelerin konuya verdiği öneme işaret ettiğini de vurguladı.

NÜKTE'nin (Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu) kurucusu Adil Buyan sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına dikkat çekerek, Türkiye'de 1965'lerden beri psikolojik ve sosyolojik bir hareketin yürütüldüğünden ve ülkemize, nükleer enerjiye geçiş konusunda adeta örtülü bir ambargo uygulandığından bahseden Buyan, Elektrik Mühendisleri Odası ve Çevre Mühendisleri Odası gibi birçok odanın ilginç bir şekilde nükleer enerjiye karşı faaliyet yürüttüğünü belirtti. Buyan, Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının ciddi bir şekilde pompalandığını ve anti nükleer lobinin çeşitli çevrelerden büyük finansal destek aldığını da ifade etti.

"Türkiye Günel Kore modelini örnek almalı"

Çalıştayın sonuç bölümünde Türkiye'ye nükleer enerji transferinin nasıl yapılabileceği konusunda katılımcılar arasında bir değerlendirme yapıldı. Güney Kore örneğindeki gibi bir yol izlenmesinin gerektiği belirtilerek, bu konuda siyasi iradenin varlığı ve merkezi teşkilatlanmanın önemi tekrar tekrar vurgulandı.

TASAM'ın düzenlediği Nükleer Enerji Çalıştayı, dünyada nükleer enerji kullanımı ve teknolojik gelişiminin incelenmesi; ileri bir teknoloji olarak nükleer teknolojinin ülkemize transfer imkanlarının araştırılması ve nükleer teknolojinin sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunacak şekilde transferine yönelik çalışmaların nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgiler elde edilmesi açısından çok verimli ve yararlı oldu.

Haber: Dr. Necmi DAYDAY

Nükleer Güvenlik, Denetim ve Değerlendirme Emekli Uzmanı

Kaynak: www.tasam.org

Tasam Yayınları konu ile ilgili Sürdürülebilir Kalkınma İçin Nükleer Enerjinin Önemi ve Türkiye'de Enerji ve Kalkınma isimli iki de kitap yayınlamıştı.