Yeni Bir Nükleer Enerji Çağına Doğru
Cumhuriyet Strateji dergisi 13 Ağustos 2007 tarihli 163. sayısında yayınlanmıştır.
Dünyanın en büyük fosil yakıt kaynaklarına sahip Rusya Federasyonu geçenlerde elektrik üretimi için aralarında yüzen nükleer tesislerin de bulunduğu 26 yeni nükleer tesisin kurulması kararını aldı. Bu şekilde Rusya'da atom enerjisinin elektrik üretimindeki payı iki katına ve nükleer santral sayısı da 57'ye çıkacak. Ayrıca Rusya'nın yurt dışında da 60 kadar nükleer enerji tesisi kuracağı söyleniyor. Putin'in bu konudaki "Nükleer enerji Rusya'yı büyük bir güç haline getirecek olan öncelikli bir alandır" şeklindeki sözleri de büyük ülke olmayı hedefleyen ülkelerin ellerinde halen dünyayı besleyecek fosil yakıtlar olmasına karşın geleceğe hazırlık açısından nükleer teknolojiye verdikleri önemi gösterir. Bu bakış açısına ABD de dâhildir ve 2010 yılından itibaren 30 kadar yeni nükleer santralin ABD'de devreye girmesi planlanmıştır. Çünkü özellikle AB ülkelerinde kapanan sanayi tesislerine ve azalan nüfusa rağmen insanların bazı yeni alışkanlıkları elektrik tüketimini arttıracak vesileler yaratmaktadır.
Bir bilim adamı, İngiltere'de ailelerin yarısının plazma ekranlı televizyon satın alması durumunda artacak enerji gereksinimini karşılamak için şimdiki elektrik üretimine ek olarak iki nükleer santralin daha inşasının gerektiğini söylemiştir. Aynı olgu ABD ve öteki dünya ülkeleri için geçerlidir.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin elindeki mevcut ve inşa halinde olan 15 nükleer santrali varken 2050 yılına kadar bu santrallerin sayısını 200'e çıkaracağı ve 2020'ye kadar 30 yeni santralin inşasını tamamlamayı planladığı bilinmektedir. Çünkü büyük nüfusunun ve sanayisinin kalkınma hızına da paralel olarak daha çok elektrik gereksinimi olacağı bilinen Çin'in bunu bilinen fosil yakıt ve öteki yenilenebilir kaynaklarla karşılamasına imkân yoktur. Kaldı ki özellikle elindeki kömüre dayalı termik santraller ve öteki sanayi tesislerinin saldığı karbon emisyonları küresel ısınmayı hızlandırdıkları gibi dünyanın havası en kirli 20 şehrinden 16'sının Çin'de oluşmasına neden olmuştur.
Geçen yıl ortalama 3 günde bir olmak üzere toplam 117 kömüre dayalı termik elektrik santrali kuran Çin mevcut santrallerine ek olarak gelecek 8 yılda 562 yeni kömüre dayalı elektrik santrali kuracaktır. 2012'ye kadar, Kyoto protokolünü kabul etmeyen Çin, Hindistan ve ABD gibi üç kilit ülkenin bugünküne ek olarak 2,7 milyar ton daha çok karbondioksit gazını sanayi ve elektrik üretim tesisleriyle dünya atmosferine salacağı ve buna karşı Kyoto ülkelerinin karbondioksit gazı salınımlarını 483 milyon ton azaltacakları gerçeği dünya ülkelerinin bu üç devleti atmosferimizi kirletmekten kaçınmaları konusunda giderek daha fazla baskı altına almalarını gerektiriyor. Bu nedenle bu ülkelerin artık kendi halklarından da gelecek kaçınılmaz baskılarla fosil yakıtlar kullanımında sınırlamalara gidecekleri ağır ağır ufukta gözükmektedir. Fosil yakıtların özellikle elektrik üretiminde sağladıkları büyük üretim kapasitesinin şimdilik güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan ani bir atılımla karşılanması olanaksız gibi gözükmektedir. Ne var ki nükleer tesislerin 4-5 yılda ciddi üretim kapasitesi yaratabileceği gerçeği de Rusya gibi ülkeleri hem enerji üretiminde hem de atmosferimizin kirlenmesine önlem alınmasında şimdiden duyarlı bir yaklaşımla harekete geçirmiştir.
NÜKLEER SANTRAL İNŞASINDA YENİLİKLER VE DEVREYE GİRECEKLER
Dünya nüfusunun küresel ısınma felaketleri sonucu 2100'lü yıllarda 1,5 milyara düşeceği ve dünyada iklim değişiklikleri nedeniyle felaketler yaşanacağı gerçeğinin Stephen Hawking gibi fizik âlimlerince dile getirilmiş olması, bütün risklerine karşın nükleer enerjinin, geleceğin karbondioksit ve kükürt dioksit salınımlarını sıfıra indirebilecek tek kökten çözüm olarak ele alınmasına neden olmuştur(Ali Külebi, "Türkiye'nin Enerji Sorunları ve Nükleer Gereklilik", Bilgi Yayınevi, Ankara, 2007). Artık küresel ısınmaya karşı marjinal ölçülerde de olsa hızlı önlem ve çözümün dünyadaki bilim çevrelerinde bundan böyle bütün ağırlığı nükleer santrallere vermek olacağı anlaşılmaktadır. Bu konuda enerji ve elektrik açlığını sürekli hissedeceğini bilen Çin Halk Cumhuriyeti yöneticileri de gerçekçi bir yaklaşımla nükleer santraller konusundaki atılımlarını durmaksızın yürütmektedirler.
Çin artan nükleer santral gereksinimini karşılamak için, Framatoma, AECL, Mitsubishi ve Westinghouse gibi yabancı firmalarla iş yapmış ve halen de bunu devam ettirmektedir. Ancak Çin yeni nükleer çağa ayak uydurabilmek ve çok daha ucuz, daha kısa sürede seri üretimle faaliyete geçirilebilecek ve 100 Megawatt'lık nükleer reaktörleri de bugünkü gibi 4-7 milyar dolara değil, bir milyar dolar düzeyine indirecek şekilde bilimsel geliştirme faaliyetlerine başlamıştır.
Gelecek 5 yıl içinde bir kısmı geleneksel fosil kaynaklarına ciddi ölçülerde sahip olan Kanada, İran, Pakistan, bazı Avrupa ülkeleri, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkelerin 20'nin üzerinde nükleer santral inşa edecekleri bilinmektedir. Bu konuda dünyadaki artan çevresel kirlilik ve küresel ısınmanın yanı sıra enerji ham maddelerinin tedarikindeki güvensizlik ve dar boğazlar önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle kömüre dayanan tesislerin radyoaktif maddeler dâhil her türlü zehirli maddeyi atmosfere salmaları sağlığına ve çevreye önem veren toplumlar açısından dayanılmaz olmuştur.
Nitekim hidroelektrik ve fosil yakıtlar açısından dünyanın en zengin birkaç ülkesinden biri olan Kanada'da, Huron Gölü'nün doğu sahillerinde bulunup 10 yıldır çalıştırılmayan 2 nükleer santralin yenilenip devreye sokulması ile Ontario eyaletinde çalışmakta olan kömüre dayalı termik santral devreden çıkarılacak. 12 yeni nükleer tesisin kurulmasının Ontario Elektrik Şirketi tarafından planlandığı ve önerildiği bilinmektedir.
Depremler ülkesi Japonya'nın da enerji bağımlılığından kurtulmak amacıyla depreme daha dayanıklı 5 yeni tesis planladığı ve öteki Asya Kaplanı Hindistan'ın kendi yakıtını kendi üretecek bir tesis de olmak üzere halen inşasını sürdürdüğü 7, planladığı 4 ve düşündüğü 20'ye yakın tesisi yakında devreye sokacağı bilinmektedir.
ABD'de de yeni enerji kanunlarının öngördüğü yatırım indirimleri ve kredilerle 6 nükleer santral işleticisi şirketin gelecek 5 yılda gerçekleşecek yatırımlar için ruhsat başvurularında bulunmaları, Nu-Start adlı ve 9 nükleer enerji şirketinden oluşan konsorsiyumun Part Gibson (Missisipi) ve Scottsboro'da (Alabama) iki tesis planlamaları ve Duke Energy şirketince 2 AP-1000 tipi reaktörün Carolinas'ta kurulmasının planlanmasının yanı sıra benzeri birçok projenin yolda olması ABD'nin de enerji sorununu çözmede nükleer teknolojiye yeniden döndüğünün işaretidir.
Yeni kurulması planlanan reaktörlerin çoğunun üçüncü nesil basınçlı su (PWR) olmasının yanı sıra Çin, Fransa ve Güney Afrika gibi ülkelerin 4. nesil çok geliştirilmiş reaktörlere eğilim göstermeleri ve ömürleri şimdiki gibi 30 yıl değil 60 yıla kadar uzanan teknolojilere sahip olmaya çalışmaları dünya ülkelerinin attıkları önemli adımların belirtisidir.
NÜKLEER ENERJİYE DÖNÜŞÜN NEDENLERİ
Hiç şüphesiz bütün bu çabalar enerji güvenliği ve çevre kirliliğine karşı çare olmakla beraber aynı zamanda fosil yakıtların giderek pahalılaşmakta olması, petrolün varilinin 70 dolar seviyesinde, doğalgazın fiyatının da 1000 m3 için 200-300 dolar düzeylerinde olması ve hatta bu fiyatların artış eğilimi göstermesi de ülkelerin nükleer enerjiye ağırlık vermelerine neden olmuştur. Çünkü;
- Nükleer enerji, fosil yakıtlara erişim açısından şanslı olan yerler dışındaki termik santrallere göre rekabet gücüne sahiptir.
- Ayrıca nükleer yakıtın maliyetinin kömüre dayalı santrallere göre daha ucuz olması önemlidir. Halen nükleer santral kuruluşlarının göreceli olarak pahalı olması dezavantajının bu teknolojilerin giderek ucuzlaması ve kömürlü santrallerin de maliyetlerinin çevresel korumaya yönelik ek teçhizatlar eklenmesi gereği nedeniyle artmasından dolayı avantaja dönüşeceği beklenmektedir.
- Kaldı ki önümüzdeki 3 yılda nükleer santrallerde üretilen enerjinin fosil yakıtlı santrallere göre daha da ucuzlayacağı hesaplanmaktadır. OECD raporuna göre 2010 yılında Fransa'da bir KiloWatt/saat elektrik enerjisi nükleerde 2,54 cent, kömürde 3,33 cent, doğalgazda 3,92 cent, Japonya'da; sırasıyla, 4,80 cent, 4,95 cent ve 5,21 cent, Kanada'da da; 2,60 cent, 3,11 cent ve 4,00 cent olacaktır.
- ABD'de ise nükleer santrallerden elde edilen elektrik bir KiloWatt/saat için 1,72 cent, petrolden üretilen elektrik 7,51 cent ve kömürden üretilen elektrik ise 2,21 cent'tir. Nükleer santrallerden daha ucuz elektrik üretimi ancak barajlardan edilen elektrikle mümkündür.
TÜRKİYE VE NÜKLEER ENERJİ
Dünyadaki enerjinin geleceği ve çevresel kaygılara yönelik çözümlerde nükleer enerjiye yaklaşımlar böyle gelişirken Türkiye'nin dünyadaki ekonomik ve nüfus açısından konumu, hak ettiği sıçramayı yapması beklentisine karşın hala yerinde saymaktadır. 1950'lerde harpten çıkmış Kore gibi fakir ülkeler bugün sanayileşmede büyük sıçramalar gerçekleştirmelerini ve dünyada birçok alanda teknolojik liderliğe oynamalarını her alanda dengeli ve akılcı ilerlemeye borçludurlar. Bunun içinde nükleer teknoloji de vardır. Çünkü ancak teknik olarak bu teknolojiye sahip bir ülke sanayi, tıp, tarım gibi alanlarda atılım yapabilir. Nitekim Kore çok örnek olacak bir şekilde kalkınma çabalarına paralel şekilde nükleer teknolojiye adım atmış, dünyanın belli başlı nükleer santral üreticisi ülkelerin hepsine değişik teknolojilerde nükleer reaktörler inşa ettirmiş, sonra da bunların hepsinin özelliklerini etüt ederek kendine en uygun ve özgün teknolojiyi yaratmıştır. Kore bugün bu yöntemle dışarıda nükleer santraller kuracak bir teknik düzeye ulaşmıştır.
Öte yandan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)'nın verilerine göre, Türkiye, çoğunluğu gelişmiş 32 ülke arasında, sanayiye verilen elektrik enerjisinin en pahalı olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde sanayinin kullandığı elektriğin bir KiloWatt/saati 3-5 sent arasında değişirken, Türkiye'de ise bu rakam 9 cent'i geçiyor. Bu nedenle Türkiye'de yatırım yapmak isteyen yabancılara "ucuz ve kalifiye iş gücümüzü" vurguladığımız zaman onlar da bize " ama bizim de elektrik enerjimiz daha ucuz" diyebilmektedirler ve bunu diyenlerin hepsinin elektrik enerjilerinin önemli bir kısmını nükleer santrallerden elde ettiklerine de burada değinmekte gerek vardır. Maalesef pahalı elektrik enerjisi nedeniyle son yıllarda özellikle tekstil ve hazır giyim sanayimizin giderek artan bir kısmının tesislerini yurt dışına taşıdıkları da bilinmektedir.
OLASI ENERJİ DARBOĞAZINA ÇÖZÜM ARAYACAK TÜRKİYE
Ülkemizin bu günlerde kuraklık nedeniyle beklenen elektrik sorununu çözmede kısa yoldan bazı arayışlara gidileceği geçmişteki deneyimlerimizden bellidir. Çözüm her halde yine kuruluşu ucuz, kuruluş süresi kısa doğalgaz santralleriyle gerçekleştirilecektir. Ancak unutulmaması gereken husus, doğalgazın tedarik edildiği komşumuz iki ülkenin petrol ve doğalgaz satışlarında siyasal bazı şantajları uygulama hevesine açık oldukları, bunları geçmişte denedikleri ve bu nedenle tedarik güvenliğimizin stratejik açıdan tehdit altında olduğu gerçeğidir. Ayrıca halen elektrik üretimimizin yaklaşık yüzde 44'ü doğalgaz bağımlısı hale gelmiştir. Ufukta beliren söz konusu zorunlulukların da bu bağımlılığı giderek daha da arttıracağı bu nedenler ışığı altında olasıdır. Ayrıca yine paçal maliyet açısından da doğalgazın üretimde kullanımının artması, hele ilerde gaz fiyatlarının daha da artması söz konusuyken, elektrik fiyatlarımızı daha da yukarılara çekecek ve dayanılmaz hale getirecektir. Yine milli ekonomi açısından da bakıldığında, doğalgazı elektrik üretiminde kullandığımızda bugün yılda 4 milyar Dolar harcamakta olduğumuz ve halbuki 4 milyarlık dolarlık doğalgazdan elde ettiğimiz elektriği 200 milyon Dolara üretme olanağı olduğunu bilmek ülkemizin parasının nasıl sokağa atıldığının en çarpıcı örneğidir. Ama aslında doğalgazı elektrik üretiminde kullanmak aynen uyuşturucuya benzer. Alıştınız mı kurtulamazsınız ve zamanla da ekonomik olarak batarsınız.
(http://www.nukte.org)
Maalesef gün geçtikçe özellikle iki ülkeye ve yabancı enerji kartellerine stratejik açıdan intihar edercesine, özellikle doğalgaz açısından bağımlı hale gelen ülkemizde bugün çok kesin anlaşmalar yapsak bile 2015'lerden önce nükleer santrale sahip olma şansımız yoktur ve bu gidişle de 2015'lerde bile olamayacaktır. Çünkü her geçen gün nükleer santrallere yönelik artan talep, bunları inşa eden firmaların kapasitelerini ileriye dönük doldurmuş ve doldurmaktadır. Nükleer santral kazanları üreten dünyadaki birkaç firmanın kapasitesi o denli dolmuştur ki, bu konuda özellikle Japonya'da yeni reaktör kazanı imal eden tesislerin kurulmasına gidilmektedir.
İçinde bulunduğumuz kış uykusundan uyanmazsak yarınlarda bir gün enerji bağımlısı haline geldiğimiz ülkelerin enerjiyi silah gibi kullanma politikaları sonucu elektriksiz kalabiliriz. Dünyadaki küresel ısınma eğiliminin giderek artacağı gerçeği hidroelektrik santrallerimizin özellikle yaz aylarında artan oranlarda devre dışı kalacakları olgusunu da önümüze artık net bir biçimde ortaya koymaktadır. Enerjiye ilişkin gereksinimlerimiz ve acı gerçeklerle karşılaştıkça aklımız başımıza geldiğinde ise çok geç olacaktır. Ayrıca gün geçtikçe kömüre dayalı termik santrallerimizin çıkardıkları radyasyon dâhil zehirli maddelerin çevreye verdikleri zarar da bilimsel açıdan daha çok ortaya çıkacaktır. Bu konuda çevrecilerimizin olaylara daha bilimsel ve dünyada değişen çevrecilik bakışı açısının gerisinde kalmadan asri yaklaşımla bakmaları çocuklarımızın geleceği açısından da önemli olacaktır. Ama en önemli husus Türk milletinin haklı olduğu uygarlık düzeyine en uygar teknolojilerle erişmesi gereği ve gerçeğidir.
Bugün dünyada nükleer teknolojiye dayanan füzyon reaktörleri üzerinde de çalışılmaktadır. "Güneşi nasıl bir kutuya koyup bundan enerji elde edebiliriz?" düşüncesinden hareket eden ABD, Rusya, Çin, Güney Kore, Avrupa Birliği, Japonya ve Hindistan gibi ülkeler kısaca "ITER" olarak bilinen bu çok iddialı projeyi başlatmışlardır. Türkiye söz konusu tavrıyla devam ettiği sürece çoğu G-8'e dâhil olan ve ilerde G-8'e katılacak ülkelerin arasına maalesef bu gidişle hiç giremeyecek ve ikinci hatta üçüncü sınıf bir ülke konumunda kalacaktır. Çünkü maalesef ülkemiz, dışarıdan yönlendirilen siyasilerimiz ve çevrecilerimiz sayesinde, dünya haritasına baktığımızda nükleer santrallere sahip olmayan ülkelerin büyük çoğunluğunun arasında olan Afrika ülkeleriyle aynı kategoriye girmek üzeredir. Ama bunun sonuçlarıyla ilgili olarak vicdanen gelecek kuşaklarımıza hesap verme vebali de onların üzerinde kalacaktır.
Ali Külebi
Tusam Bşk. Vk.
- 478 reads































