Sinop birkaç ay içinde hazır olmaz
Sinop birkaç ay içinde hazır olmaz
TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu
Röportaj: Nuriye Akman
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu röportajın bugünkü bölümünde nükleer santral kurulması planlanan Sinop'un henüz hazır olmadığını söylüyor. Çakıroğlu, santralın özel sektör eliyle yapılmasına karşı çıkarken Enerji Bakanı Hilmi Güler'den farklı düşündüğünü belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "Sayın Bakan bunları söylerken temennilerini söylüyor ve siyasidir. Sayın Bakan başka şey ben başka."
Bakan Hilmi Güler, seçimden önce ihaleye çıkacağız diyor. Bu altyapıyla nasıl olacak?
Ben geçmiş ile polemiğe girmiyorum. İş yapmak için birkaç şey lazım. Bunlardan birisi finansal kaynaklarınız, ikincisi insan kaynakları. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 3 milyar yeni TL'yi TAEK'e tahsis etti. Bu ciddi bir bütçedir.
Şu anda elinizde yeterli personel var mı?
Şu anda sekiz yüz kişi var. Dört yüz kadarı mühendis, fizikçi veya teknisyen.
Peki TAEK dışarıdan neden içi boşaltılmış olarak görünüyor?
Olur mu efendim, niye içini boşaltalım?! Kurum içinde bazı hortumları kestik.
Bunu söyleyen Erdinç Türkcan, dünyada tanınmış biri, hortumla ne alakası var?
Hayır, tanınmış filan değil. Nükleerci değildir o adam. Ne olur CV'sine bakın.
Olur mu nükleerci değil, Ahmet Yüksel Özemre onun hocasıymış.
Nerede okumuş?
İTÜ'de.
İTÜ'de mastır yapmış değil mi?
Zaten nükleer mühendisliğin master konusu olduğunu söylemiştiniz.
Efendim başka bir şey yok işte. 38 sene Hollanda'da çalışmış. Nükleer ile ilgili hiçbir şey yok.
Olur mu canım, oradaki hem ulusal hem de AB reaktörlerinde çalışmış adam.
Ne olur bir paperlarına bakın. Bu kişi Türkiye dışından da maaş alıyor.
Ne demek yani, adam Hollanda'dan emekli olmuş.
Bu şahsı tenzih ederim. Yani muhterem bir şahıs olabilir. Ama ona eksik bilgi verilmiş. Bu sorular bir, bir buçuk kişinin beyninden çıkan sorulardır.
Kim o bir buçuk kişi?
Yani iki kişi bile değil bunlar. Her kimse zaten kendi cezasını buluyor.
Cezasını buluyor ne demek?
Yaptığı davranışların sonuçlarına katlanıyor tabii ki. Bu kurumu çalıştırmak istemeyen insanlar olmuştur. Eğer bu kurumun elli senelik faaliyetlerinde aksamalar varsa bunun sebepleri de vardır. Sizin sorularınızın büyük bir kısmı bu kurumu fena hale düşürmek için, beni kötülemek için hazırlanmış sorulardır.
Bakın! Bu, paranoya. İran'ı konuştuklarım hariç, üç kişiyle Türkiye'yi ele aldım. Biri Ömer Ersun, biri Erdinç Türkcan, diğeri de Ahmet Yüksel Özemre. Başka da kimseyle temasım olmadı.
Ahmet Yüksel Özemre fevkalâde muhterem, sadece nükleer değil insan olarak da Türkiye'nin yetiştirdiği nadir beyinlerden biridir. Eli öpülesi bir insandır. Ahmet Bey bu kuruma pek çok şey katmıştır. Ben kurum içindeki küçük unsurlardan bahsediyorum.
Siz daha önce basınçlı su reaktörlerini üreten, Amerikalılardan İngilizlere, onlardan da Japonlara geçen Westinghouse'un AP 1000 tipi reaktörüyle ilgilendiğinizi söylemişsiniz.
Evet biz pressure water reaktörlere bakıyoruz. Boiling water reaktörleri güvenli görmüyoruz.
Yani seçtiniz mi teknolojiyi?
Hayır efendim. Biz seçici kurul değiliz. Biz hükümetimize sadece mühendislik danışmanlığı yaparız. Seçimi özel sektör yapar.
Türkiye'nin zaman içinde kendi reaktörlerini kendisinin yapabilecek hale gelmesi gibi bir hedefiniz var mı?
Var. 2015 yılını hedef aldık. Bir altyapı oluşturuyoruz. Bunun finansmanını bulduk. Sinop'ta yüz bin dönüm kadar bir yerde araştırma merkezi kurulacak. Sekiz yıllık bir plan yaptık. Bu plan gereği pilot tesisler kuracağız. O zamana kadar da yasalarımız çıkmış olacak. Bir eğitim merkezi kurduk. Dünyada bin megavat reaktör kurmak isteyen bir ülke iki bin kişiyi yetiştiriyor. Biz 5 bin megavatı hedefliyoruz önümüzdeki on yıl için. Demek ki 10 bin kişi yetiştirmemiz lazım.
Yani yedi yılda Türkiye kendi reaktörünü kendisi yapma mucizesini mi gösterecek?
Mucize değil, hayır. Türkiye'nin teknolojik olgunluğunu küçümsemeyin. Herhangi bir reaktörü aldığı zaman Türkiye bunun yüzde kırkını yapabilir. Ve hedef de yüzde altmış lokal olması. Yani firmalar dört ünite kurarsa, dördüncü ünitede yüzde atmışını bu ülkede üretebileceğinin garantisini verecek. Dört üniteden itibaren, yüz adet parçanız varsa, bunun seksenini lokal olarak üretmek mümkün oluyor. Bunun emsalleri var, Kore, başka ülkeler...
Yani yakında, dünya, gecikmiş de olsa ikinci bir Güney Kore mucizesine mi şahit olacak?
Bakın mesela tenkitlerden biri de Kore ile işbirliği yapmadığımız yolunda. Biz Kore ile her düzeyde çok derin konuşuyoruz. Aklın yolu bir oluyor tabii ki. Gayet de akıllı insanlar var.
Peki nükleer santral için Sinop'u seçtiğini Başbakan'a açıklatarak onu niye aslanın ağzına attınız?
Kim aslanın ağzına atmış?
Siz. Başbakan ne bilir bunu? "Sinop hazır, reaktör yapabiliriz." demezseniz o nasıl açıklayacak?
Ben dedim tabii; ama süreçleri anlatayım. Bir nükleer santralın yeri çok detaylı bir şekilde seçilir. Birçok parametreye bakılır. Oturduk on yere baktık. Bir tek Sinop değil ki.
Ama "tercihimiz Sinop" dedi. Bu acele verilmiş bir karar değil mi? Görüştüğüm nükleerciler oradaki çalışmanın en az dört yılda biteceğini söylüyorlar.
Çok az bilgileri var. Bu beyanatlar eksik bilgiye dayandığı için böyle haşin oluyor. Bize sorsalardı daha mutedil konuşabilirlerdi. Şimdi dört yıl mı sürer, kırk yıl mı sürer bunu bilmenin imkânı yok. Biz çalışmalara başladık. Bir yıl kadar oldu. Orada yapılması gereken her şey yapılıyor. Atom Enerjisi Komisyonu "burasına yer lisansı verilebilir" deyinceye kadar çalışmalar devam edecek.
Ama Bakan bana orasının birkaç aya kadar biteceğini söylemişti.
Birkaç aya bitmez, hayır. Kendisine de söyledim bunu. Sayın Bakan sadece "jeolojik çalışmalar birkaç aya kadar biter" demiş olabilir.
Neden Akkuyu değil? Her şeyi hazır.
Akkuyu'ya yapılacak zaten. İkinci yer arıyoruz biz. "Efendim iki yüz milyon dolar harcandı. Niçin Akkuyu'dan vazgeçildi?" diyorlar. Vazgeçilme yok. Eğer araştırmalarımız sonucu Sinop'a nükleer santral yapılmasına izin çıkmazsa Sinop'tan vazgeçilebilir. Ama bizim ön tespitlerimize göre böyle vahim bir durum çıkmayacaktır Sinop'ta. Yer seçimi siyasi bir karar değildir. Bu teknik bir karardır. Bu kararı ben de vermeyeceğim yani. Teknik verecek.
Çekmece, eskiden Türkiye'nin tıbbî ve sanayi radyo izotop ihtiyacının yüzde 80'ini karşılıyordu. Reaktör kapanınca radyo izotop üretemez oldu.
Doğru.
Ve Türkiye milyarlarca dolarlık ithalat yapmak zorunda kaldı.
Yanlış.
Biz bir zamanlar Cezayir'e radyoizotop üretim hücresi ve teknolojisi satmıştık. Şimdi bunu yapamıyoruz. Nesi yanlış?
Doğru ama eksik. Milyarlarca dolar değil bir defa. Tespitlerimize göre Türkiye şu anda belki yüz milyon dolar civarında bir radyoizotop ithal ediyor.
Niye böyle oldu, hata kimde?
Geçmişi bugüne getirmek istemiyorum ben. Bu TR 1 reaktörü hem izotop üretiyordu, hem nötron akısı ile araştırmaya müsaitti. Bir gün gelmiş 'bu reaktörü' sadece radyoizotop üreten bir reaktör haline getirelim denilmiş. Sonra 1999 depremi olmuş. Deprem sonucu reaktörün sağlığı konusu gündeme gelmiş. Tereddütler olmuş. Çalışmış, çalışmamış. Uzun hikâyeler. Ve maalesef reaktör tam güçte çalıştırılamaz hale gelmiş. 99'a kadar da önemli ölçüde üretim yapmamış. Çünkü sadece reaktörde elde etmek kâfi değil. Yanına radyofarmasötik laboratuvarları kurmanız lazım. Bunu uygun ticari paketlere dönüştürmeniz lazım. Dolayısıyla bunlar eksik olduğu için biz maalesef reaktör kaynaklı radyoaktif ilaçta çok başarılı olamamışız. Araştırma reaktörümüz vaktiyle beş megavat değil de otuz megavat seçilseymiş biz de radyofarmasötik imalatında dünyadaki oyunculardan biri olabilirmişiz.
Sayın Bakan başka, ben başka
Ahmet Yüksel Özemre, benim Bakan ile yaptığım söyleşiden sonra bir açık mektup yayınladı. Orada bazı eleştirileri vardı.
Çoğu doğru, evet. Ahmet Yüksel Özemre gayet tabii birçok konuda doğruları söylemektedir. Arzu ederdim ki o mektubu bana yazsaydı. Açık mektup ile haberleşmek, netice üretmek amacının dışında amaçlar da taşıyabilir. O konuları teşhir etmeseydi, benim ona söyleyeceklerim olurdu.
O söylediklerinin çoğu doğru dediğinize göre, Bakan'ın ortaya koyduğu modelin yanlışlığını siz de kabul ediyorsunuz.
Model yok ortada, yapmayın! (Gülüyor) Bunlar eksik bilgiden kaynaklanıyor. Keşke bana sorsaydı ben ona iki çift şey söylerdim. 'Haaa!' derdi.
Buyurun söyleyin şimdi.
Bakın, ben devletin bir memuruyum. Her şeyi sizinle paylaşamam.
Sayın Bakan, bana verdiği cevapları, daha detaylı bilgi verme adına sonradan yeniden yazılı cevaplar gönderdi. Ve metinleri siz yazdınız ona.
Hayır ben yazmadım. Olur mu?
Yapmayın lütfen! Siz bana söylediniz yazdığınızı.
Yardımcı oldum.
Yardımcı olmak ne demek yani? Ben röportajı bitirip İstanbul'a döndükten sonra, Bakan benim sorularımı size gönderdi, siz yeniden cevap yazdınız. Bakan, "Röportajı yazarken bunlardan da yararlanabilirsiniz" diye bana gönderdi. Ben ana söyleşiyi destekleyecek bir iki detayı oradan aldım. Yüksel Bey gazetede yayınlanan metni esas alarak yazdı o mektubu. Siz şimdi diyorsunuz ki söylediklerinin çoğunda haklıdır. Öyleyse siz Bakan'a katılmıyorsunuz.
Bakın. Şimdi Sayın Bakan bunları söylerken temennilerini söylüyor ve siyasidir. Sayın Bakan başka şey, ben başka şey. Ben bir kamu görevlisiyim. Şimdi Sayın Bakan'ın söylediği veya söylemediği şeyleri ben ne nakzedebilirim, ne de düzeltebilirim.
Afaki mi konuştu yani?
Afaki değil. Bu yasaya bakarsanız diyor ki, "tamamen ticaret yasası hükümleri muvacehesinde bir şirket kurulur, isteyen ortak olur" diyor. Bunun adı kamu özel ortaklığıdır. Şimdi "dünyada böyle bir model yok" dediği doğrudur. Bunları biz de söylüyoruz Sayın Bakan'a. Sayın Bakan da biliyor. Dünyada hiçbir ülkede nükleer santrallar en önce özel şirketler marifetiyle yapılmaz. Her ülkede nükleer santralları önce devlet yapmıştır. Nükleer teknolojiye hakim olmuş, bu denetleme düzenleme mekanizmasını kurmuştur. Bir süre çalıştırmıştır devlet. Sonradan özel sektöre ya devretmiştir veya özel sektörü de davet etmiştir. Nükleer reaktör yapma, çalıştırma işine devletler ön ayak olmuştur dünyada. Sayın hocamın söylediği budur.
Ama Bakan diyor ki: "Biz geçmişte devlete bu işin büyük yük getireceğini tespit ettik. O yüzden özel şirket eliyle yaptıracağız."
Burada bir incelik var. Sayın Bakan'ın söylediği doğrudur. Şu anda biliyorsunuz ülkemiz bir krizden çıkmıştır. Nükleer santralların finansman yükü ağırdır. Dolayısıyla devlet bugünlerde bir ihaleye çıkıp, eskiden olduğu gibi nükleer santralı yapmayı finansal olarak göze alamayabilir.
Sizin fikriniz nedir?
Benim fikrim farklıdır. Doğrusunu yanlışını zaman gösterecektir. Ama ben devlet memuruyum. Sayın Bakan bir siyaseti yürütmekle mükelleftir. Ahmet Yüksel Özemre konjonktürel bilgilere sahip değil. Bugün ne oluyor dünyada, bilmiyor. Sadece teorik konuşuyor. Sözünü ettiği o idealize tablo dünyanın hiçbir yerinde yok.
Konjonktürü bilmediğini hiç sanmam. Hayatının 50 yılını bu işe vermiş. Bakın siz de Sayın Bakan da eski teknolojilerle ilgilenmediğinizi, kurulacak santralın en son, en yeni teknoloji olacağını söylüyorsunuz. Yüksel Bey de, "En yeni teknoloji demek aslında en az denenmiş yani henüz kendisini kanıtlamamış teknoloji dolayısıyla risk demektir" diyor.
Sizin otomobiliniz var mı?
Yok.
Buzdolabınız veya çamaşır makineniz vardır. Gidip en son modeli alıyorsunuz değil mi? TAEK'in tespit ettiği kriterler diye bir hüküm var. Bunlar açıklanmadı. Bunları gördüğünüz zaman aşk olsun diyeceksiniz. Daha başka bir şey söylemiyorum.
- 363 reads































