Nükleer santral bizim için tercih değil, mecburiyet
Nükleer santral bizim için tercih değil, mecburiyet
Enerji Bakanı Hilmi Güler
Röportaj: Nuriye Akman
Enerji Bakanı Hilmi Güler, röportajın dünkü bölümünde nükleer santralın kendileri için namus meselesi haline geldiğini vurgulamış, seçimden önce santral ihalesini gerçekleştirmek istediklerini söylemişti. Bakan Güler, bugün ise nükleer santralın Türkiye için mecburiyet olduğunun altını çiziyor.
Nükleer santral kurulması Türkiye'deki diğer sektörleri nasıl etkiler?
Mesela Finlandiya'da kâğıt sektörü bir araya gelmiş nükleer santral kurmuş. Türkiye'de de çimento ve demir-çelik sektörü hatta tekstilciler bir araya gelerek nükleer santral kurabilirler. Santral kurabilmek başlı başına bir ölçüttür. Neticede bunun inşası, makine ekipmanı ileri teknoloji isteyen konular olduğu için bunu ancak belli standartlar üstüne çıkan firmalar başarabilir. Ortakları yabancı da olsa, neticede diyelim ki beton inşaatının önemli kısmını Türkiye'de biri yapabilir. Bunu yapabilmek bir kalite meselesidir.
Şimdi biraz karşıt görüşleri ele alalım. Geçenlerde 165 bilim adamı nükleer enerjiye karşı olduklarına dair bir bildiri imzaladılar. Hiç mi haklı oldukları bir yan yok?
Bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Haklı oldukları tek şey, bunun bir tercih meselesi olması. Ama bizimki tercih değil, mecburiyet. Çünkü Türkiye yerli kaynaklarının tamamını kullansa dahi yine buna ihtiyacı olacak. Nükleer karşıtlığı, risk algılamasıyla ilgili sübjektif bir yaklaşım. Risk algılaması zamana ve mekâna göre değişir. Çernobil sonrası nükleer enerjiye karşı korku tırmanışa geçti; ancak günümüzde bazı ülkelerde bu eğilim tersine döndü. Diyorlar ki, niye rüzgârımızı, güneşimizi kullanmıyorsunuz? Biz rüzgâra ve güneşe rağmen bunu yapmıyoruz ki. Biz Yenilenebilir Enerji Yasası'nı çıkarttık. Alım garantilerini koyduk. Ve aynı zamanda da jeotermal haritayı, rüzgâr haritasını çıkarttık.
Deniyor ki nükleer enerji miadını ve misyonunu tamamladı. Siz aksini iddia ederken kanıtlarınız neler?
Dünyada halen 31 ülkede 435 adet nükleer santral işletmede. Toplam kurulu güç aşağı yukarı 370 bin megawatt. Ayrıca inşa halinde otuz tane var ve bunların toplam kapasitesi 24 bin 200 megawatt. Bunun yanında pek çok ülke hızla nükleer enerjiye yöneliyor. Henüz kesinleşmemiş de olsa toplam kapasiteleri 125 bin megawatt olan 154 nükleer güç santralı planlama aşamasında. Petrol ve doğalgaz fiyatları, küresel ısınmaya sebep olan karbondioksit emisyonu yükselirken özellikle ABD'de, İngiltere'de yeni bir akım başladı. Buna 'nükleer rönesans' diyorlar. Nükleer enerji diğer yakıt türlerine göre bir avantaj sağlamış oluyor. Çünkü karbondioksit çıkışı yok. Dolayısıyla çevre dostu olan bir yakıt.
Nükleer santral siparişlerinin gitgide azaldığı, bazı ülkelerin tamamen reddettiği, kendi santrallarını kapattıkları doğru değil mi yani?
Kısmen doğru. Avusturya'nın böyle bir tavrı var. Almanya yenisini yapmıyor. Japonya 2030 yılına kadar nükleer gücünü 46 bin megawattan 100 bin megawatta çıkaracak. Çin'de üç reaktör inşa halinde, 2020'ye kadar ayrıca 40 bin megawatt nükleer kurulu gücü düşünüyor. Güney Kore 2015'e kadar kurulu gücünü iki katına çıkarmayı planlıyor. Hindistan sekiz reaktör inşa ediyor. Finlandiya beşinci reaktörünü kurmak üzere. ABD elektrik üretiminde nükleerin payı 2005'te yüzde 20 iken 2020'de yüzde 25'e, 2050'de yüzde 50'ye çıkaracak. Ayrıca Blair, yeni bir program açıkladı İngiltere için. Dolayısıyla iddialar doğruyu yansıtmıyor. Avusturya ve Almanya'nın değişik tutumları var. Ama oralarda da arz güvenliği açısından mutlaka buna girelim diye yeni bir akım başladı.
Nükleer santrallar risk getirmiyor mu?
Her teknolojinin mutlaka riskleri vardır. Bunu ne kadar azaltırsanız o kadar kullanışlılığı artar. Aksi takdirde uçağa da binmeyeceksiniz.
Ama ortada işte iki tane büyük kaza var. Three Mile Island ve Çernobil.
Onlar çok farklı. Bir kere Çernobil aynı zamanda bir silah fabrikasıydı. Ayrıca Çernobil olayından sonra Rusya'da dokuz ünite daha üretildi. Biz bu konunun etüdünü yaptık. Herhangi bir ciddi bulguya rastlamadık. Ben de Karadenizliyim. O dönemde biz de bölgedeydik. Bundan psikolojik olarak etkilendik. Ama sonradan işin tekniğini görünce, olayları inceleyince bunun büyük bir abartı olduğunu anladım.
Ama 'uçak da tehlikeli' demek ikna edici olmuyor.
Şu ana kadar çalışan bütün sistemlerdeki ihtimallerin hepsinin hesabını yaptık. Önemli bir güvenlik riskimiz yok. Sebebi şu: Bir kere çok sıkı kontrolleri var. Bütün yer seçimlerinden inşaat kalitesine kadar, çalışanların uyacağı bütün kurallara kadar çok sıkı denetimleri var. Girişi-çıkışı, çalışma sistemleri, kayıtları, deneyleri, ölçümleri, son derece sıkı ve bütün bunları yaptığınız zaman kaza ihtimali neredeyse sıfıra yaklaşacak derecede sıkı kontrolleri olan bir sistem. Yani kazmayı vurduğunuzdan işletmeyi alana kadar ve daha sonrasında her hareketiniz kontrol altında. Ayrıca teknoloji de çok gelişti. Nükleer kazaların nelere mal olacağını Çernobil olayında da gördükten sonra teknoloji üreten ülkeler bunların bütün tedbirlerini aldılar.
Radyoaktif atık problemini nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?
Dünyadaki gelişmeler artık atığı bir enerji kaynağı haline getirdi. Reaktörden alınan kullanılmış nükleer yakıt, doğrudan depolanabildiği gibi, içinde kullanılmayan uranyum, plutonyum gibi maddeleri almak üzere "yeniden işleme" işlemine tabi tutulabiliyor. Dünyada pek çok ülke bu teknolojiye sahip. Gelecekte ülkemizde nükleer enerji üretimi sonucunda ortaya çıkan atıklar da nükleer yakıt çevrim stratejimiz doğrultusunda depolanacak.
O zamana kadar ne yapacaksınız?
Kuracağımız nükleer santralın ilk atığı iki yıl sonra çıkacak. Bu atık zorunlu olarak 15 yıl ısısı düşsün diye suda bekletilecek. Ondan sonra da kuru depolama yapılacak. Yani bugün bir santral yapmak istesek, işletmeye alınması 2007 artı 6 yıl, 2013 ve iki yıl sonra 2015'te çıkacak. 15 yıl suda bekletince 2030 yılına ulaşacağız. Bu, sorun bile değil, 2030'da ele alınacak. Biz tüm bu gerçeklerin bilincinde olarak konuyu ciddi biçimde tüm boyutları ile çözeceğiz. Yani atık meselesini belediyenin çöp meselesi gibi ele almıyoruz. Atığın kendisi bir değer. Bunu Rusya gibi daha şimdiden bizden almak isteyenler var.
Radyoaktif atıkları ülke dışındaki geri kazanım tesislerine taşımak çok rizikolu değil mi?
Radyoaktif atıkların depolanmak üzere ara veya son depolama yerine ya da yeniden işlenme tesisine taşınması son derece tutucu uluslararası standartlara göre gerçekleştirildiğinden hiçbir güvenlik riski taşımaz. Kullanılmış yakıtlarını yeniden işlemeye tabi tutmayan ülkelerden biri olan Japonya, kullanılmış yakıtlarını yeniden işlenmek ürere denizyolu ile Fransa'ya gönderiyor. Aynı şekilde Almanya da kullanılmış yakıtlarını demiryolu ile Fransa'ya göndermekte.
Biz işleyemez miyiz atığı?
Biz onu işlemeyi düşünmüyoruz. Çünkü biz şu anda bunu enerji üretmek amaçlı kullanmak istiyoruz. Öbür türlü farklı yönlere çekilebilir.
Silah ürettiğimiz şüphesini uyandırmamak için mi?
O da dahil. Ama bunun dışında bizim birincil amacımız enerji üretmek olduğu için biz farklı bir yatırım ile bunu yapmayı düşünüyoruz. Yani o kısma şimdi girmeyi öncelikli olarak görmüyoruz. Onu ileride düşünebiliriz.
Türkiye'nin teknik altyapısı nükleer enerji santalı kurmaya yeterli mi?
TAEK'in halen görev yapmakta olan teknik personel sayısı yaklaşık 800. Buna üniversitelerimizden her yıl mezun olan nükleer mühendisleri ve ülkemizin bugüne kadar yetiştirmiş olduğu ve birçoğu yurtdışında çalışmakta olan diğer kalifiye elemanları da ilave edersek nükleer teknoloji ve nükleer enerji üretimi için yeterli sayıda yetişmiş elemanımız var.
Yurtdışına kaptırdığımız mühendisleri nasıl kendi elemanınız sayıyorsunuz anlamadım.
Bir şekilde de bunları tekrar ülkemize getirmemiz mümkün. Bu, neticede ücret ve milli şuur meselesi. Yani onları çağıracağız.
Peki çalışan bir nükleer santralımız olmadığına göre, yetişmiş personelimiz nasıl oluyor?
Nükleer santralımız olmadığı için, operatör olarak tanımladığımız bazı teknik personeli bugüne kadar yetiştirmiş olmamız mümkün değildi tabii. Bu süreçte ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilebilmesi için gerekli altyapıyı tesis ediyoruz. Öncelikle her yıl bin kişiyi eğitebilecek kapasiteye sahip eğitim merkezi kuracağız. Bir nükleer santralda her bin megawat kurulu güç için iki kat yani 2 bin personeli istihdam etmek durumundasınız. 5 bin megawat kurulu güç için de 10 bin personele ihtiyaç var. Nükleer güç ünitelerinin inşaatı tamamlanıncaya kadar ihtiyaç duyulan teknisyenler eğitilmiş olacak.
TAEK'in nükleer güvenlik raporu hazırlayabilecek kadrosu var mı?
Bir nükleer santralın lisanslanabilmesi için 'Güvenlik Analizi Raporu' (GAR) gereklidir. Bu raporun hazırlanması ve lisanslama otoritesine sunulması santral işleticisinin görevleri arasındadır. Ülkemizde nükleer tesislere lisans verme görevi TAEK'indir. Lisans verebilmek için yapılacak güvenlik değerlendirmeleri GAR esas alınarak yapılmakta. Güvenlik Analiz Raporu lisanslama aşamasında lisans başvurusunda bulunan santral işleticisi tarafından TAEK'e sunulmakta. Bu raporun değerlendirmesi TAEK tarafından gerçekleştirilecektir.
Enerjide tek kaynağa bağlı olmayalım diye nükleer santral yapıyoruz; ama yakıt bakımından yine bağımlı olmayacak mıyız?
Yakıt hammaddesi olarak kullanılan uranyumu dünya piyasalarından temin etmek zor değil. Hem uranyuma sahip çok ülke var hem de kapasite talebin üzerinde. Ayrıca uranyum fiyatının elektrik üretim maliyetine etkisi diğer yakıt türleriyle karşılaştırıldığında oldukça düşük.
Kendi uranyum ve toryum yataklarımızı ne zaman kullanabileceğiz?
Günümüzde toryum tabanlı yakıt çevrimi ticari olarak kullanılmıyor. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryum kaynağının mamul veya maden olarak satışı bugün için söz konusu değil. Ülkemizin uranyum ve toryum kaynaklarının değerlendirilmesine yönelik çalışmalar uzunca bir süredir devam ediyor. Ayrıca geçen hafta Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu'nda bir çalışma programı kabul edildi. Bu, üç milyar YTL bütçeli, sekiz yıllık, ulusal nükleer teknoloji geliştirme çalışmalarımızı yapmak ve yakıtlarımızı geliştirmek üzere yapılan bir araştırma programı. Reaktör teknolojileri, nükleer yakıt çevrimi teknolojileri, radyoaktif atık yönetimi teknolojileri olmak üzere üç ana başlıkta olacak.
Yani biz tamamen kendi uranyumumuzu ve toryumumuzu mu kullanacağız artık?
Büyük ölçüde evet; ama bu yapılacak santralda değil. Bir araştırma reaktörü ve bunun laboratuvarları olacak. Aynı zamanda da yüksek, orta ve düşük seviyeli atık tesisleri olmak üzere bunun üzerinde araştırma yapacağız. Bizim şu anki uranyumumuz uzun vadeli çalışmalara yetecek kadar değil. 9 bin ton civarında bir miktarımız var. Şimdi yeni aramalarla Türkiye'de yeni sahalar bulabileceğimize inanıyoruz. Toryumumuz biraz daha fazla. Ama dediğim gibi toryum şu anda nükleer enerji reaktörlerinde henüz yaygın kullanım bulmadı. Bunu biz ileriye dönük olarak, milli yakıt teknolojimizi geliştirmek için düşünüyoruz.
Nükleer santralımız kurulduğunda elektrik ihtiyacımızın ne kadarını karşılamış olacağız?
Toplam 5 binlik paketi kurduğumuz zaman ihtiyacımızın yüzde 5-6'sı civarında.
Bu kadar emeğe çok az değil mi bu?
Ama bu şeytanın bacağını kırma meselesi. Tabii kapasiteyi artırmamız lazım. Bizim gibi bir ülke için ideali yüzde yirmi civarında. Yani bunun en az üç dört kat daha artacağına inanıyoruz.
-BİTTİ-
- 351 reads































