Nükleer enerjiye karşı çıkan çevreciler Türkiye’ye çelme takıyor
Nükleer enerjiye karşı çıkan çevreciler Türkiye'ye çelme takıyor
riza.zelyut@aksam.com.tr
Dünya petrolünün dörtte birini tek başına Birleşik Amerika tüketiyor. Sorumsuzca kullanılan dünya kaynakları insanlığı bir felaketin eşiğine getirmiş durumda. Sera gazlarının atmosfere salınımı dünya iklimini ve dolayısıyla sağlığımızı etkilemeye devam ederken, petrol ve kömür gibi fosil yakıtların kullanımı da azalacağına artıyor. Çünkü insanlık ve özellikle bencil endüstri toplumlarının yaşam standartları ucuz enerjiye bağımlıdır. Bu günlerde, fosil enerji kaynaklarının hızla azalması, refah düzeylerini arttırmak isteyen ülkelerin en büyük sorunu haline gelmiş durumda.
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, doğal kaynakların gelişigüzel ve yanlış kullanımı sonucu iklim değişikliklerinin kaçınılmaz olacağını ve yüzyıl sonra dünyadaki doğal afetler ve savaşlar sonucu ancak birkaç yüz milyon insan kalacağını söylüyor. Bu yüzden de Hawking, bir zamanlar karşı çıktığı nükleer enerjiyi çözüm olarak önermek zorunda kalmıştır.
Greenpeace kurucularından Patrick Moore ve İngilizlerin eski Yeşilleri'nin önde geleni, James Lovelock da artık nükleer teknolojiyi 'en temiz, en güvenli, küresel iklimin sağlığına en uygun enerji kaynağı' olarak tanımlamaya başlamışlardır. Bu köklü değişimin bilimsellik, ekonomik rasyonellik ve ülkelerin geleceğe dönük var oluş kaygılarıyla ilişkili olduğu açıkça ortadadır.
GELİŞMİŞLİĞİN ÖLÇÜTÜ
Türkiye'nin enerji sorunlarını ve nükleer enerjiyi en iyi bilen isimlerden biri de TUSAM Başkanvekili Ali Külebi. Sayın Külebi, ‘Türkiye'nin Enerji Sorunları ve Nükleer Gereklilik' isimli bir çalışma yapmış. Bu çalışma, 2007 yılında Bilgi Yayınevi'nden çıktı. Biz de kendisiyle görüşerek nükleer enerjinin nasıl bir enerji türü olduğunu öğrenmek istedik.
Nükleer teknoloji sadece enerji elde etmekte değil; tarımda, tıpta ve endüstrinin başka kollarında da kullanılmaktadır. Ülkeler açısından geleceğe dönük bir önemi de özellikle hidrojen üretimi ve tuzlu sudan tatlı su üretimi konusuyla ilişkilidir. Bu yüzden nükleer teknoloji, gelişmişliğin en sağlam ölçütü olarak belirginleşmiştir.
Kalkınma süreçlerini destekleyen gelişmiş ülkeler şimdilerde nükleer enerjiye geri dönüşü hızla başlatmışlardır. Özellikle kalkınma hamlesi yaşayan Çin, Güney Kore ve Hindistan nükleer reaktörleri bir yandan dış ülkelerden sağlarken öte yandan hızla kendi teknolojilerini geliştirmeye başlamışlardır. ABD, Kanada ve Fransa gibi çok gelişmiş sanayi ülkeleri de yeni, ucuz ve daha güvenli nükleer santral teknolojileri üretmeye başlamışlardır. Bu yeni teknolojili üçüncü nesil nükleer santraller, son derece güvenlidir. Petrol lobilerinin etkisi ile gelişmekte olan ve Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerde nükleer teknoloji tartışma konusu haline getirilmektedir. Özellikle ABD'deki Three Mile Island ve Ukrayna'daki Çernobil kazaları petrol ve doğalgaz şirketlerinin elinde iyi bir istismar malzemesi olmuştur.
HIZLA YENİLERİ YAPILIYOR
- Elektrik fiyatlarının artmasını toplumsal refah düzeyi için engel görüp nükleer teknolojiye olağanüstü önem vermiş olan Fransa, var olan 59 santraline ek olarak yeni reaktörlerin inşasına karar vermiştir. Güney Fransa'da, AB ülkeleri, ABD, G.Kore, Rusya ve Japonya gibi endüstrileşmiş ülkelerce yürütülen ve ITER adlı füzyon teknolojisini geliştirme çalışmaları bunun dışındadır.
- Halen 17 nükleer santral ile Türkiye'de üretilen elektriğin yaklaşık 2 mislini nükleer santrallerden elde eden Almanya, bu yıllarda santrallerini birer birer kapatmaya başlayacak iken bu kararlarını ertelemiştir.
- AB tarafından, üyeliğe alınmadan önce Bohunice Santrali'ni kapatmayla yükümlendirilen Slovakya, ülke gerçekleri ve bağımsızlığına aykırı olduğu gerekçesiyle bundan vazgeçeceğini deklare etmiştir.
- Çek Cumhuriyeti, Temelin'deki nükleer santrali geliştirmeyi sürdürecek.
- Bulgaristan, AB'ye girerken 6 nükleer santralinden 4'ünü kapatmayı kabul etmiş iken şimdi bu konuda geri adım atma çabalarına girmiş; bir yandan da iki yeni reaktör daha inşa etme kararı almıştır.
- Avrupa'nın bizim Konya'mız kadar büyüklükteki, akarsular açısından da zengin ve her tarafı turizme bağımlı ülkesi İsviçre, mevcut 5 santrale ek olarak 3 yeni santral inşası planlamaktadır.
- İngiltere 2020'ye kadar mevcutlara göre çok daha yüksek kapasiteli 10 yeni santral inşasını kararlaştırmış iken Gordon Brown hükümeti 20 yeni reaktör yapılmasının şart olduğunu açıklamıştır. Böylece bir zamanlar en koyu nükleer karşıtı ülke, şimdi tam nükleerci olmuştur.
- 104 nükleer santrale sahip ve elektriğinin yüzde 19,4'ünü bunlardan üreten ABD, 4'ü kati şekilde kararlaştırılmış 30 kadar yeni santralin inşası için hazırlık yapıyor. Bush yönetiminin Enerji Bakanı Bodman, bunların bile yeterli olmadığını; 30 değil, 230 reaktöre ihtiyaçları olduğunu söylüyor.
- Çin ve Hindistan, önümüzdeki 50 yılda toplam nükleer reaktör sayılarını 250'ye çıkarmayı planlıyor. Putin'in Rusya'sı, "Petrolü, doğalgazı komşulara pahalı satalım, halkımız ucuz elektrik alsın" yaklaşımıyla 30 yeni reaktör inşasına karar vermiştir.
- Bilim adamlarının araştırmaları, bugün dünyada 439 olan nükleer santral sayısının 2050'de 1300'e çıkması gereğini ortaya koymaktadır.
TÜRKİYE AFRİKA DÜZEYİNDE
Geleceğin dünyasında birinci sınıf ülke olabilmek için nükleer teknolojiye sahip olmak şart. Üstüne üstlük Türkiye'nin stratejik konumu bizi buna zorluyor. Batılı ülkelerin, Müslüman ülkeleri özellikle nükleer teknolojilerden yalıttığı hemen anlaşılıyor. Dünyadaki 449 atom reaktöründen sadece biri Müslüman bir ülkede (Pakistan). İran, bütün gücü ile 2. olmaya çabalamaktadır. Türkiye gibi dünyanın 17. büyük ekonomisi sayılan ülkede nükleer enerji kullanılmamasının yarattığı yıkımı yakın zamanda daha fazla hissedeceğiz.
Ülkemizin dışalım (ithalat) için ödediği paranın büyük bölümünün petrol ve doğalgaza gittiğini, bu durumun bütçe açığını hızla artırdığını görürsek; kısa sürede bir değil en az 5 nükleer santral kurmamız gerektiğini anlarız.
Nitekim 1950'lerde ileri bir görüşle kurulan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) nükleer santral inşası yönünde çalışmalara başlamış ise de dünya petrol kartellerinin Türkiye'yi kolay sağılabilir bir pazar olarak görmeleri nedeniyle bu çalışmalar sabote edilmiştir.
Unutulmamalıdır ki bu bağımlılığımız elektrik enerjimizin yüzde 55'inin doğalgazdan elde edilmesi gerçeğiyle de bugünlerde karşımızda bir kabus potansiyeli yaratmaktadır. Çünkü dış bağımlılığımızın yüzde 95'lere eriştiği doğalgazımız çevremizdeki olaylar nedeniyle her an kesilebilir. Bu olgu enerji planlamasında bugüne kadar bizi yönetenlerin ne denli sorumsuzca davrandıklarının işaretidir. Gelişmiş ülkelerin yeniden atom santrallerine yönelmeleri ile bu teknolojiye sahip beş ülkenin firmaları önünde kuyruklar oluşmaya başlamıştır. O yüzden hükümetin elini çabuk tutması gerekiyor.
- 745 reads

































