Kuraklık artarsa, nükleer santral çalışmaz!
Kaynak: Milliyet Gazetesi 31 Mayıs 2007 Nüshası
Haber Linki: http://www.milliyet.com.tr/2007/05/31/yazar/tamer.html
Sayın Meral Tamer,
"Kuraklık Artarsa Nükleer santral Çalışmaz" başlıklı makalenizi okudum. Fransa'da bazı nükleer santrallerin nehir kıyısında yapıldığı doğrudur. Elbette nehirler kuruyunca santral, soğutma suyunu bulamayacağı için üretim yapamaz. Ancak deniz kenarları için aynı cümlenin bilimsel bir anlamı yoktur. Bu gün ülkemizde barajlar kuraklık nedeni ile şehir suyu dahi veremeyecek duruma düşmüştür. Pekiyi elektrik nasıl elde edilecek bu barajlardan? Zannederim ülkemiz enerji sorunundaki "kuraklık" parametresi yerine Avrupa daki kuraklıktan etkilenen 2-3 Fransız nükleer santral parametresini dile getirmenizde çok manidar olmuştur. Toplam 59 santrali olan Fransa için sorun zaten yoktur.
Benzer yazılar ile amacın ülkemize "ne pahasına olursa olsun nükleer santral yapılmasın" olduğu bu işlerle uğraşan uzmanlar tarafından elbette bilinmektedir. Ancak ülkemizde soğutma suyunu nehirden karşılayan bir NS zaten kesinlikle yapılmayacaktır. Binlerce kilometre deniz kıyımız zaten vardır. Ülkemiz santralı mutlaka deniz kenarında olacaktır. Sinop veya Akkuyu gibi. Bu nedenle kuraklık parametresi Türkiye için geçerli değildir. Ayrıca birçok yabancı ülke içinde geçerli değildir. "Türkiye'deki nükleer santral heveslilerinin dikkatine sunulur" diye bitiriyorsunuz." Teşekkür ederiz. Mesajı aldık ve cevaplıyoruz.
Kuraklık küresel ısınmadan kaynaklanıyor. Dünyayı ısıtanında fosil yakıt atıkları yani onların BACALARINDAN çıkan gazlar olduğunu bilimsel olarak kabul etmek durumundasınız. Bacası olmayan ana enerji kaynağı da NÜKLEER Enerjidir. Yani küresel ısınmaya katkısı olmayan bu teknolojinin başarısı ise karşıtlar tarafından bilerek nedense YOK sayılmaktadır. Hatta ana enerji kaynakları yerine yenilenebilir ya da alternatif enerji kaynaklarını önerenlere diyoruz ki; bu söylem çok ciddi bir bilimsel gaftır.
Sizden ricamız teknolojiye ideolojik ve duygusal bakış açısı içeren yazılar yazmayınız. Bilimde, teknolojide hatta dinde ideoloji olmaz. Beni ve içimizdeki birçok hoca ve mühendis arkadaşımıza acımasızca eleştirenlerin en büyük eksiği BİLGİDİR.
Bu davranışlarınızla nükleer konusunu adeta bir "DİN" haline; bilim adamlarını da dine inanmayan ateistler durumuna sokuyorsunuz. Nükleer santral sadece Afrika, Arap yarımadası, Ortadoğu ve Türkiye de yok. Yani İLKELLİK hayranlığı gibi bir eğilim değil mi? Sizce yine bu gerçekleri acaba biz (ben) mi kurguluyoruz.
Beğenin ya da beğenmeyin; ana enerji grubu içinde BACACIZ TEK enerji kaynağı Nükleer enerjidir. Bacaları olan diğerlerinin dünyamızın başına açtığı "küresel ısınma" sorunu bakalım nasıl çözülecek? Yenilenebilir enerji kaynakları ile bu sorunu çözebileceklerini iddia edenler ise tam hayal içinde yüzmektedirler.
Sipariş makale veya hayal ürünü sözde bilimsel bazı yazıları referans olarak kabul etmeyiniz. Bunların çoğunda sayılar ve konular hayal ürünüdür. Hatta sayılar adeta BORSA'ya bağlıdır. Örneğin makale borsasında son 20 yıl içinde, Çernobil kurbanlarının sayılarını abartarak verirken iş, adeta komediye dönmüştür: 300 kişiden başlayıp yüz binleri aşan kurban sayıları içeren makaleler. 1995 ortalarında milyona ulaşan kurban (ölü) sayısı, son makalelerde 3.2 milyonu aşmıştır. 4 milyonluk yazı henüz yayınlanmamıştır. Dileğimiz karşıtların Ukrayna nüfusunu aşmamalarıdır. UAEK - Uluslar Arası Atom Enerji Kurumu sitesinde gerçek sayının 59 olduğunu belirten ve yüzlerce bilim adamı tarafından yayınlanan makaleler ise nedense göz ardı edilir.
Bir örnekte Ankara'dan MTA'da 2 yıl önce katıldığım bir kongrede "Nükleer Santraların AIDS yaptığını" keşfeden bir mühendisinin sunumunu dinledim. Alay konusu oldu elbette. Henüz bu yazıyı referans alıp yazı yazan da çıkmadı.
Ben de bu durumları sizin gibi; Türkiye'deki karşıtların ya da nükleer santral hevessizlerinin dikkatine sunarım.
Saygılarımla,
Adil Buyan
Fizik Y. Mühendisi
NükTe Platform
- 539 reads































